11 Mayıs 2012 Cuma

2011 – 2012 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI MEDENİ USUL HUKUKU



SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
2011 – 2012 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI MEDENİ USUL HUKUKU
İKİNCİ ÖĞRETİM VİZE SINAVI
                                                                                                   
TALİMAT: Sınav süresi 90 dakikadır. Cevaplar özlü ve gerekçeli olacak, gerekçesiz cevaplara puan verilmeyecektir. Yazının okunaklı olmasına dikkat edilmelidir. Sorular sırasıyla cevaplanmalıdır. Gerekçesiz olması kaydıyla HMK kullanmak serbesttir. Mürekkepli kalem kullanılacaktır.             17.01.2012      
OLAY I:
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Ahmet’e ait merkezi Güney Afrika’da bulunan Black&White Corp. Şirketi ile Meltem Ltd. Şti., Meltem Ltd. Şirketinin Antalya ilinde yapmaya karar verdiği otelin inşası konusunda anlaşmışlardır. Taraflar yaptıkları bu sözleşmede, aralarında bir uyuşmazlık çıkması durumunda uyuşmazlığın İstanbul mahkemeleri tarafından çözüleceğini kararlaştırmışlardır.
İnşaat tamamlanmış olmasına rağmen, Meltem Ltd. Şti,  Black&White Corp. Şirketine yapması gereken 500.000 TL’lik ödemeyi yapmamıştır. Bu nedenle Black&White Corp. Şirketi Meltem Ltd. Şirketine dava açmayı düşünmektedir.  
Bu arada Black&White Corp. Şirketi, alacaklarını tahsil edememesi nedeniyle zor durumda kalmış ve İsmet’in de aralarında bulunduğu 45 işçinin sözleşmelerini feshetmiştir.
SORULAR:
1.       Black&White Corp. Şirketinin açacağı alacak davasında görevli mahkeme neresidir? Neden? (5 P.)
2.       Bu davada yetkili mahkeme neresidir? Neden? (5 P.)
3.       Bu davanın Ankara mahkemelerinde açılırsa, davalı taraf bu duruma itiraz edebilir mi? Neden? Cevabınız evet ise nasıl? (5 P.)
4.       Meltem Ltd. Şirketini temsil eden avukatlar davacının yabancı olmasından dolayı usul hukuku açısından nasıl bir savunmada bulunabilirler? (5 P.)
5.       Dava neticesinde mahkeme Black&White Corp. aleyhine karar vermiş, ancak Yargıtay söz konusu kararı bozmuştur.  Black&White Corp. alacağına geç kavuşması nedeniyle uğradığı zararı hâkim Hulusi’den isteyebilir mi? İsteyebileceğini kabul edersek; bu davasını vekili vasıtasıyla açabilir mi? Neden? (8 P.)
6.       Davaya bakan hâkim Hulusi, davacı vekili Cemile’nin eski nişanlısıdır. Bu durumun davaya bir etkisi olur mu? Neden? (5 P.)
7.       Davacı dava dilekçesinde davanın dayandığı vakıaları yeterince ortaya koymamıştır. Bunun üzerine mahkeme, davacıya söz konusu eksikliği gidermesi için bir haftalık süre vermiştir. Davacı verilen süre içerisinde de eksiliği gidermeyince mahkeme, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Mahkemenin kararı doğru mudur? Doğru ise Neden? Değilse, mahkemenin nasıl hareket etmesi gerektiğini belirtiniz. (10 P.)
8.       İsmet, Black&White Corp. Şirketine karşı 27.09.2011 tarihinde kıdem tazminatı alacağına ilişkin şimdilik kaydıyla 5.000 TL değerinde bir kısmi dava açmış; ancak mahkeme 5.11.2012 tarihinde alacak miktarının belli olması nedeniyle davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin bu kararını Medeni Usul Hukuku bilgileriniz çerçevesinde değerlendiriniz. (10 P.)
OLAY II:
DSİ bir baraj yapımı nedeniyle Behlül’ün tarlaları kamulaştırılmıştır. Behlül ise söz konusu kamulaştırmanın iptali, bu istemi kabul edilmez ise kamulaştırma bedelinin 35.000 TL’den, 55.000 TL’ye çıkartılması amacıyla dava açmayı düşünmektedir.
SORULAR:     
1         Behlül’ün bu şekilde bir dava açması mümkün müdür? Medeni Usul Hukuku bilgileriniz çerçevesinde değerlendiriniz. (7 P.)
2.       Sadece kamulaştırma bedelinin artırılması amacıyla açılacak davanın tarafları kimlerdir? (5 P.)
3.       Mahkeme, tahkikat devam ettiği esnada DSİ’yi temsil eden avukatların vekâletnamelerinin noter tarafından hazırlanmadığını fark etmiştir. Bu durumun yargılamaya bir etkisi olur mu? (5 P.)
4.       Behlül açtığı bu davada;
a.       Cevaba cevap dilekçesinde dava konusunu 80.000 TL’ye çıkarmayı düşünmektedir. Bu mümkün müdür? (5 P.)
b.       Ön inceleme aşamasında dava konusunu 80.000 TL’ye çıkarmayı düşünmektedir. Bu mümkün müdür? (5 P.)
5.       Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün cevap dilekçesi 15.01.2012 tarihinde Behlül’ün kızının tebligatı almaya yanaşmaması nedeniyle durum hakkında muhtara bilgi verilerek Behlül’ün oturduğu apartmanın yöneticisine teslim edilmiştir. Behlül, cevaba cevap dilekçesini en geç ne zaman verebilir? (5 P.)

II. METİN SORUSU: Belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki farkları yazınız. (10 P.)

  Başarılar Dileriz.
Doç. Dr. İbrahim Ercan  

CEVAP ANAHTARI
                  OLAY I:
                  1. Ticari davalar mutlak ticari davalar ve nisbi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılır. Ticari davalara dava konusunun değerine bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından bakılır. Olayımızda her iki taraf da tacir olduğundan ve dava konusu olan uyuşmazlık her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olduğundan nisbi ticari dava söz konusudur . Dolayısıyla bu dava, dava konusunun değerine bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmelidir .
                  2.  Taraflar aralarında yaptıkları sözleşmeye bir yetki hükmü koymuşlardır. Ancak HMK m. 17/1’e göre yetki sözleşmesinin yapılabilmesi için her iki tarafın tacir ya da kamu tüzel kişisi olması gerekir . Aynı zamanda HMK m. 18’de belirtilen şartlarında yerine getirilmiş olması şarttır. Buna göre yetki hükmünün niteliği kesin olmamalı ve yetki sözleşmesinin uygulanacağı uyuşmazlığın ve yetkilendirilen mahkemelerin belli edilmiş olması gerekir.
                  Olayımızda her iki taraf da tacirdir. Olaya uygulanabilecek özel yetki hükmü HMK m. 10’da düzenlenen sözleşmeden kaynaklanan yetki olabilir ve bu yetki hükmünün niteliği kesin değildir. Ayrıca taraflar aralarında yaptıkları sözleşme nedeniyle bir uyuşmazlık çıkması durumunda İstanbul mahkemelerinin yetkili olacağını belirterek belirlilik şartını da sağlamışlardır. Dolayısıyla tarafların aralarında yapmış oldukları yetki sözleşmesi geçerlidir.
                  Ancak HMK m. 17/1,2’ye göre aksi belirtilmediği sürece dava sadece sözleşmeyle belirtilen mahkemede açılabilir. Genel yetkili veya özel yetkili mahkemede açılamaz. Diğer bir ifadeyle mahkemenin yetkisi kesindir. Dolayısıyla bu dava sadece tarafların aralarında yetki sözleşmesi ile yetkili kıldıkları İstanbul mahkemelerinde açılabilir.
                  3. Olayımızda Ankara mahkemeleri yetkisiz mahkemelerdir. Dolayısıyla davalı tarafın yetki itirazında bulunması mümkündür. Ancak bu noktada itirazın usulünü belirlerken öncelikle yetki hükmünün niteliğini belirlemek gerekir.
                  Yukarıda belirttiğimiz üzere burada yetki hükmünün niteliği kesin yetkidir. Dolayısıyla burada bir dava şartı söz konusudur (HMK m. 114/ç). HMK m. 19/1 gereğince yetki hükmünün kesin olduğu davalarda mahkeme resen yetkili olup olmadığını araştırmak zorundadır. Davalı taraf da her zaman yetki itirazında bulunabilir.
                  4. Her ne kadar davacı şirketin sahibi bir T.C. vatandaşı olsa da şirket bir yabancı tüzel kişidir. MÖHUK m. 48’e göre Türk mahkemelerinde dava açan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.
                  Dolayısıyla olayımızda davalı taraf, davacının yabancı tüzel kişi olması nedeniyle teminat yatırması gerektiği yolunda bir itirazda bulunabilirler.  Bu durum her ne kadar HMK’da doğrudan düzenlenmemiş olsa da; HMK m. 114/ğ’de teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi bir dava şartı olarak belirtildiğinden mahkeme bu durumu resen göz önüne alabileceği/almak zorunda olduğu gibi taraflarda yargılamanın her aşamasında bunu dile getirebilirler.
                  5. Hangi durumlarda hakimin hukuki sorumluluğuna gidilebileceği HMK m. 46’da tahdidi olarak sayılmıştır. Dolayısıyla ancak burada sayılan durumlarda hakimin hukuki sorumluluğuna gidilebilir. Maddede, verilen bir kararın Yargıtay tarafından bozulması sayılan sebeplerden biri değildir. Dolayısıyla davalı tarafın yalnız bu nedenle hakimin hukuki sorumluluğuna başvurması mümkün değildir.
                  Ancak mümkün olduğunu kabul edersek bu halde dahi davayı hakim Hulusi’ye karşı açması mümkün değildir. Bu dava Hulusi aleyhine değil devlet (Adalet Bakanlığı) aleyhine (HMK m. 46/1), ilgili Yargıtay dairesinde (HMK m. 47/1,1) açılır.  Dava reddedildiği taktirde davacı, 500 TL’den 5000 TL’ye kadar para cezasına mahkum edilir.
                  Davaya vekaletin içeri HMK m. 73’de, yapılabilmesi için vekile özel yetki verilmesi gereken durumlar ise HMK m. 74’de sayılmıştır. HMK m. 74’e göre hakimler aleyhinde devlet aleyhinde tazminat davası açabilmek için vekile özel yetki verilmesi gerekir.
                  6. Hakimin yasaklılık nedenleri HMK m. 34’de düzenlenmiştir. Her ne kadar m.34/e’de nişanlılık bir yasaklılık nedeni olarak gösterilmiş ise de Hulusi Cemile’nin eski nişanlısıdır dolayısıyla bu durum bir yasaklılık nedeni değildir.
                  HMK m. 36’da ise halimin reddi nedenleri sayılmıştır ancak bu sayma tahdidi değildir. Hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren durumlarda, maddede açıkça sayılmamış olsa dahi, hakimin reddi istenebileceği gibi hakim de kendi kendini reddedebilir. Dolayısıyla Hulusi ile Cemile eski nişanlı olduğu için davalı taraf, hakimin tarafsız kalamayacağını iddia ve ispat ederek hakimin reddi talebinde bulunabilir.
                  7. HMK m. 119/e’de davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin dava dilekçesinde bulunması gerektiği belirlenmiştir. HMK m.119/2’de ise a,d,e,f, ve g bentleri dışındaki eksiklerin bulunması halinde kesin süre verilmesi ve süre sonunda eksikliğin giderilmemesi durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
                  Ancak vakıalar noktasındaki eksiklikte bu usulün uygulanması, diğer bir ifadeyle mahkemenin süre vermesi ve bu süre sonunda eksiklik giderilmez ise davanın açılmamış sayılmasına karar verebilmesi mümkün değildir.    
                  Dava dilekçesinde bu şekilde bir eksiklik bulunması davacı taraf açısından davayı genişletme hususunda olumsuz bir durum oluşturacaktır. Mahkeme, dilekçeler aşaması içerisinde dava dilekçesinde belirtmediği vakıaları ileri sürerse bunları dikkate alarak hüküm verir. Dilekçeler aşamasından sonra ileri sürülmesi durumunda ise davalının açık onayı yok ise bu durum davayı genişletme teşkil edeceğinden dikkate alınmaz ve hükme esas alınmaz.
                  8. Kısmi dava açabilmek için HMK m. 109/2’ye göre talep konusunun dava açılırken tartışmasız veya açıkça belirli olmaması gerekir. Öncelikle kıdem tazminatı alacağının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olup olmaması somut duruma göre değişebilir. Eğer işçi gelirleri sadece çıplak maaşından ibaret ise yıl içine yayılmış çeşitli ödemeler yada sosyal yardımlar yok ise burada da alacağın belirli olduğunun kabulü daha doğru olacaktır.
                  Ancak bu halde dahi dava açıldığı tarihte HMK değil, HUMK yürürlüktedir. HMK m. 448’e göre HMK hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla hemen uygulanacaktır. Ancak dava açıldığı tarihte HUMK yürürlükte olduğundan ve bu dönemde yukarıda belirtilen şartlar olmaksızın kısmı dava açabilmek caiz olduğundan bu davanın kısmi dava olarak açılmasında sakınca yoktur.
                 
                  OLAY II:
                  1. Behlül bu davasında öncelikle kamulaştırma işleminin iptalini, bu talep kabul edilmez ise kamulaştırma bedelinin artırılmasını talep etmiştir. Her ne kadar burada HMK m. 111’de düzenlenen terditli dava varmış gibi görünse de ; olayımızda bu mümkün değildir. Zira kamulaştırma işleminin iptali davaları idari yargıda, kamulaştırma bedeline itiraz davaları ise Kamulaştırma Kanunu m. 10 gereğince adli yargıda açılması gereken davalardır. Dolayısıyla bu taleple bir dava açılması durumunda mahkeme, yargı yolu HMK m. 114 gereğince bir dava şartı olduğundan, bu durumu resen dikkate alıp, dava şartı eksikliğinden davanın iptal istemi açısından reddine karar verir.
                  2. Bu davanın davacısı subjektif hakkının ihlal edildiğini ileri süren Behlül’dür. Davalı taraf ise DSİ Genel Müdürlüğünün tüzel kişiliği bulunduğundan DSİ Genel Müdürlüğüdür.
                  3.  HMK m. 76/1’e göre avukatlar, noter tarafından onaylanan yada düzenlenen vekaletnamelerini mahkemeye sunmak zorundadırlar. Davaya vekalet dava şartı olduğu için mahkeme bu durumu resen dikkate alabilir. Ancak HMK m. 76/2’ye göre kamu kurumlarının avukatları yetkili amirleri tarafından verilen vekaletnameler ile de davaya kabul edilirler.
                  Olayımızda DSİ bir kamu kurumu olduğundan vekaletnamenin noterden olmasına gerek yoktur.
                  4. a. Davanın konusunun 55.000 TL’den 80.000 TL’ye çıkarılması davayı genişletme niteliğindedir. Bu noktada değerlendirilmesi gereken konu cevaba cevap dilekçesinin verilmesi anında davayı değiştirme ve genişletme yasağının başlayıp başlamadığıdır. HMK m. 141’e göre taraflar cevaba cevap dilekçesinde serbestçe davasını genişletebilir. Dolayısıyla Behlül cevaba cevap dilekçesinde bu işlemi yapabilir.
                  b. Ön inceleme aşamasında ise davalı tarafın açık muvafakati ile davasını genişletebilir. Ayrıca ön inceleme duruşmasına davalı taraf mazeretsiz olarak katılmaz ise, davalı taraf serbestçe davasını genişletebilir.
                  5. Tebligat Kanunu m. 21/1’e göre tebligat yapılabilecek kimselerden biri tebliğden imtina ederse; tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyetine teslim eder, teslim alanın adresini de belirten ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır ve durumu en yakın komşuya, kapıcıya veya yöneticiye bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır.
                  Ancak olayımıza baktığımızda tebliğ memuru yukarıda belirtilen usule riayet etmemiştir. Dolayısı ile yapılan tebligat usulsüz bir tebligattır. Ancak yapılan tebligat usulsüz olmasına rağmen muhatap tarafından öğrenilmiş ise geçerli bir tebligattır. Ancak bu noktada tebligat tarihi 15.01.2012 değil muhatabın tebligatı öğrendiğini belirttiği tarih sayılacak ve cevaba cevap dilekçesini bu tarihten itibaren iki hafta içinde mahkemeye sunabilir.
                 
                  METİN SORUSU:
Kısmi davada saklı tutulan kısım belirlenebilir durumdadır, ancak taraflar arasında tartışmasız olarak ve açık olarak belirli değildir, buna karşılık belirsiz alacak davasında alacağın miktarı veya değeri tam ve kesin olarak belirlenebilme imkanı ortada yoktur.
Kısmi manevi tazminat davası açılamaz. Ancak belirsiz alacak davası açılabilir.
Kısmi davada saklı tutulan kısmın talep edilebilmesi için ıslah veya karşı tarafın açık muvafakatine ihtiyaç varken, belirsiz alacak davasında bunlara ihtiyaç yoktur.
Kısmi davada zamanaşımı, sadece dava edilen kısım için kesilirken, belirsiz alacak davasında zamanaşımı, dava sonunda davaya konu olan kısmın tamamı için dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.