2 Ocak 2012 Pazartesi

PRATİK ÇALIŞMA – III – 21-22.12.2011

OLAY:
            Isparta’da ikamet eden Cemil ile Yozgat’ta ikamet eden Cemile, Konya’da üniversite öğrenimleri esnasında tanışmışlar ve evlenmişler ve Cemile’nin hakimlik stajı nedeniyle 1,5 yıldan beri Ankara’da yaşamaktadırlar. Cemil, hakimlik sınavını kazanmasının ardından Cemile’nin çok değiştiğini, evlendiği kadını artık tanıyamadığını belirterek bir boşanma davası açmayı düşünmektedir. 
SORULAR:
            1. Bu davada görevli mahkeme hangisidir?
            2. Bu davada yetkili mahkeme neresidir?
            3. Cemil bu davasını İstanbul’da açarsa Cemile bu davanın İstanbul mahkemelerinde görülmesine engel olabilir mi?
4. Cemile bu davasında kendisini temsil etmesi için Avukat Avniye’ye bir genel dava vekaletnamesi vermiştir. Bu vekalet ile Avniye davada Cemile’yi temsil edebilir mi?
5. Dava neticesinde Hakim Hakkı tarafların bir yıl süresince ayrı yaşamalarına karar vermiştir. Bu kararı usul hukuku bilgileriniz çerçevesinde değerlendiriniz.











CEVAP ANAHTARI
1. Burada şahırvarlığına ilişkin bir dava söz konusudur. Her ne kadar HMK m. 2’de sahışvarlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olarak gösterilmiş olsa da 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yargılama Usullerine Dair  Kanun m.4 gereğince boşanma davaları Aile Mahkemelerinin görevi içerisindedir. Dolayısıyla bu dava aile mahkemelerinde görülmelidir.
2. HUMK m. 9’da boşanma davalarında hangi mahkemelerin yetkili olduğu düzenlenmiş olmasına rağmen HMK’da bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 168’de boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkemenin, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Dolayısı ile bu dava davacı Cemil’in ikametgahı olan Isparta’da, davalı Cemile’nin ikametgahı olan Yozgat’ta veya son 1,5 yıldan beri birlikte oturdukları Ankara’da açılabilecektir.
3. Yukarıda görüleceği üzere, İstanbul mahkemeleri bu dava açısından yetkisizdir.
TMK m. 160’da yukarıda belirtildiği üzere 2 yetki hükmü belirtilmiştir. Dolayısıyla hükmün ifadesinden diğer yer mahkemelerinde bu davanın açılamaması gerektiği anlaşılıyor ve dolayısıyla kamu düzenine ilişkin bir yetki hükmünün varlığından bahisle mahkemenin resen bu durumu dikkate alması gereğinden bahsetmek gerekse de uygulamada karşı taraf bu duruma itiraz etmez ise mahkeme kendiliğinden yetkisizlik kararı verememektedir.
Dolayısıyla olayımızda davalı Cemile’nin m.19/2 gereğince cevap layihası ile yetkili mahkemeyi de belirterek yetki itirazında bulunması gerekir. Eğer bulunmaz ise başta yetkisiz olan mahkeme daha sonra yetkili hale gelir.
4. HMK m.71’e göre dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir. Ancak Avukatlık Kanunu m. 35’e göre bu kimseler ancak baroya kayıtlı avukatlar olabilir. Gene HMK m. 73’de davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapma yetkisini vereceği belirtilmiştir. Ancak m.74’de ise bu durumun istisnaları yani vekilin bir işlemi yapabilmesi için vekaletnamesinde özel olarak yetki verilmesi gereken haller sayılmıştır. M.74’1 Son’da hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları vekilin açamayacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. Dolayısıyla bu boşanma davasının vekil tarafından açılıp takip edilebilmesi için vekaletnamede açık yetkinin bulunması gerekir.
Ayrıca Noterlik Kanunu Yönetmeliği m.93/k’ya göre boşanma davaları için düzenlenecek vekaletnamelerde, vekalet verenin fotoğrafının bulunması şarttır.
Dolayısıyla olayımızda Avniye elindeki genel dava vekaletnamesi yukarıda saydığımız şartları taşıyor ise Cemileyi temsil edebilir, aksi halde edemez.
5.  HMK m. 26’1’e göre hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.  M.26/2’de ise hakimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır hükmü yer almaktadır.
Ancak TMK m.170/3 e göre hakim ortak hayatın yeniden kurulabileceği ihtimalini görüyor ise ayrılık kararı da verebilir. Dolayısıyla burada hakimin verdiği karar usul hukuku açısından doğrudur. 

PRATİK ÇALIŞMA – II – 14-15.12.2011

OLAY:
            Konya’da ikamet eden emekli memur Mehmet, birikimleri ile Antalya’da inşaat işleriyle uğraşan Turan’dan 100.000 TL’ye bir daire satın almıştır. Taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre, satış bedelinin yarısı hemen, yarısı ise bir ay sonra tapu işlemleri bitip daire Mehmet adına tescil edilince ödenecektir. Ayrıca taraflar bu sözleşme nedeniyle aralarında bir uyuşmazlık çıkarsa Ankara mahkemelerinin yetkili olacağını kararlaştırmışlardır. Mehmet anlaşma gereği 50.000 TL’yi ödemeye hazır olduğunu belirtmiş ve Turan’dan dairenin tescili için gerekli işlemleri yapmasını istemiştir. Mehmet’in noterden çektiği ihtarnameye rağmen Turan dairenin tescili yönünde bir işlem gerçekleştirmemiştir.
SORULAR:
            1. Mehmet’in Turan’a ödediği 50.000 TL’nin kendisine iadesi amacıyla açacağı davada;
            a. Görevli mahkeme neresidir?
            b. Yetkili mahkeme neresidir?
            c. Mehmet bu davasını Ankara’da açabilir mi?
            d. Mehmet bu davasını Ankara’da açarsa Turan buna karşı koyabilir mi?
            2. Bu davanın Sulh Hukuk Mahkemesinde açıldığını ve mahkemenin herhangi bir talep olmaksızın görevsizlik kararı verdiğini varsayarak mahkemenin kararını değerlendirip, bu aşamadan sonra kimin ne şekilde hareket etmesi gerektiğini belirtiniz.
            3. Mehmet davasında para alacağını değil de söz konusu dairenin kendi adına tescilini istemiş olsaydı birinci soruya vereceğiniz cevap değişir miydi?
4.  Görevli mahkemede açılan davanın tahkikatı devam ettiği sırada Mehmet, hakim Hakkı’nın Turan’ın dayısının torunu olduğunu öğrenmiştir. Bu durumun yargılamaya bir etkisi olur mu?
5. Hakim Hakkı’nın tahkikata devam ettiğini ve yargılama sonunda hukuka aykırı olarak Mehmet aleyhinde hüküm verdiğini kabul edersek Mehmet’in uğradığı zararı Hakkı’dan talep etmesi mümkün müdür?

CEVAP ANAHTARI
1.
a. 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu m.3/c de “konut” bu kanun kapsamında bir “mal” olarak belirtilmiştir. Aynı kanunun 23. Maddesine göre ise kanunun uygulanmasından doğan her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Dolayısıyla bu dava Tüketici mahkemelerinin görev alanına girmektedir.
Burada uyuşmazlığın değeri 1031,87 TL’nin üzerinde olduğundan Mehmet doğrudan doğruya Tüketici Mahkemesine başvurabilir. Ancak Tüketici sorunları hakem heyetine başvurması da mümkündür; lakin bu durumda heyetin vereceği kararlar Tüketici Mahkemesinde delil olarak kullanılabilir.
b. HMK m. 6’ya göre davalı Turan’ın ikametgahı olan Antalya mahkemeleri genel yetkili mahkemedir.
Uyuşmazlık bir sözleşmeden kaynaklandığından m.10’a göre sözleşmenin ifa yeri mahkemesi de yetkilidir. Burada bir para borcu söz konusu olduğundan alacaklı ikametgahı mahkemesi yetkilidir. TKHK m. 23/3 e göre davacının ikametgahı mahkemesi de (Konya mahkemeleri) yetkilidir.
Diğer bir ihtimal de burada kesin olmayan bir yetki hükmü söz konusudur. Dolayısıyla yetki itirazı bir ilk itirazdır. Bu davanın yetkisiz bir mahkemede açılması durumunda, davalı taraf süresi içinde yetki itirazında bulunmaz ise başlangıçta yetkisiz olan mahkeme yetkili hale gelecektir (m.19/4)
c. Taraflar yaptıkları sözleşmeye, aralarında çıkacak uyuşmazlıkların Ankara mahkemelerinde çözüleceği hükmünü koymuşlardır. Bu hükmün usul hukuku açısından niteliği “yetki sözleşmesi”dir. HMK, HUMK’dan farklı olarak m.17’de yetki sözleşmesinin ancak tacirler ve kamu tüzel kişileri arasında düzenlenebileceğini hükme bağlamıştır. Olayımızda Turan’ın tacir olduğunu kabul etsek dahi Mehmet tacir değildir. Dolayısıyla bu yetki sözleşmesi hüküm doğurmaz.
Bu dava Ankara mahkemelerinde açıldığı takdirde yetki itirazında bulunulabilir.
d. Yukarıda belirttiğimiz gibi Ankara mahkemeleri yetkisiz mahkemelerdir. Dava Ankara mahkemelerinde açıldığı takdirde bu duruma karşı koyulabilir. Buradaki yetki hükmünün kesin olmayan bir yetki hükmü olduğunu da göz önüne alırsak davalı taraf yetki itirazını cevap dilekçesinde ileri sürmelidir. Bu itirazını daha sonra ileri süremeyeceği gibi mahkeme de resen dikkate alamaz.
Burada Turan cevap dilekçesinde yetkili mahkemeyi de göstererek yetki itirazında bulunmak zorundadır.
2. HMK m. 1’e göre göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir ve m. 114/c ye göre görev bir dava şartıdır. M. 115’e göre mahkeme dava şartlarının var olup olmadığını resen gözetebileceği/gözetmek zorunda olduğu gibi taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilir. Dolayısıyla burada mahkemenin kendiliğinden görevli olup olmadığını incelemesi ve görevsiz olduğunun tespiti halinde görevsizlik kararı vermesi doğrudur.
Görevsizlik kararı üzerine m. 20’de belirtildiği üzere her iki taraf da kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesini istemesi gerekir.
3. Bu durumda da uyuşmazlığın konusu TKHK’nın alanına girdiğinden görevli mahkemede bir değişiklik olmaz.
Yetki noktasında ise bu durumda gayrimenkulün aynına ilişkin bir dava olduğundan HMK m. 12’e göre bu dava sadece taşınmazın bulunduğu yer yani Antalya mahkemelerinde açılabilir. Zira bu durumda yetki hükmü kesindir.
Yetki sözleşmesi noktasında bir değişiklik söz konusu değildir. Ankara mahkemeleri yetkisiz mahkemedir. Ancak bu durumda yetki hükmü kesin olduğundan ve burum bir dava şartı olduğundan mahkeme resen bu durumu dikkate alıp yetkisizlik kararı verebileceği gibi taraflar da her zaman yetki itirazında bulunabilir.
4. Hakimin yasaklılığında 3. Dereceye kadar, hakimin reddinde ise 4. Dereceye kadar bir akrabalık olması durumu düzenleme altına alınmıştır. Ancak m.36 da sayılan sebepler hakimin tarafsızlığının şüpheye düşüldüğü durumlara birer örnektir. Burada da her ne kadar kanunda doğrudan belirtilen bir akrabalık söz konusu olmasa da hakimin bu akrabalık nedeniyle davada tarafsız kalamayacağını iddia ve ispat ederek hakimin reddini isteyebiliriz.
5. Bir hakimin bir davada yanlış karar vermiş olması bize, doğrudan hakimin sorumluluğuna gitme hakkını vermez. Hakimin sorumluluğuna gidebilmemiz için m. 46’da sınırlı olarak sayılan sebeplerden en az birinin bulunması gerekir. Burada belirtilen sebeplerden birinin varlığı ispat edilecek olursa (olayımızda özellikle m. 46/a) hakimin sorumluluğuna gidilebilecektir.
Ancak HMK bu davanın hakime karşı değil devlete yani Adalet Bakanlığına karşı açılması ilkesini kabul etmiştir. Olayımızda bu dava, bir ilk derece mahkemesi hakimi söz konusu olduğundan ilgili Yargıtay dairesince görülecektir. Bu davanın reddi halinde ise m. 49’a göre 500 TL’den 5.000 TL’ye kadar disiplin para cezası söz konusu olur.

PRATİK ÇALIŞMA -I- 07.12.2011

OLAY:

Adapazarı’nda ikamet eden Ayşe ve Fatma, rahmetli babalarından kalan Konya’daki evi S.Ü. Eğitim Fakültesinde öğrenci olan Ahmet ve Mehmet’e aylık 500 TL’ye kiraya vermişlerdir. 7 aydan beri kira alacaklarını alamayan Ayşe ve Fatma bir dava açmayı düşünmektedir.

SORULAR:
        
1.    Bu davanın tarafları kimlerdir? Neden?
2.    Bu davada görevli mahkeme neresidir? Neden?
3.    Bu davada yetkili mahkeme neresidir? Neden?
4.    Bu davanın Ankara mahkemelerinde açıldığını farzedersek davalı taraf bu duruma itiraz edebilir mi? Neden? Cevabınız evet ise nasıl?
5.    Davalı taraf, bu davaya bakan hakimin, davacılar vekili Av. Perihan’ın amcası olması nedeniyle hakimi reddetmek istemektedirler. Bu mümkün müdür? Neden? Cevabınız evet ise nasıl? 
6.    Mahkeme duruşma esnasında Av. Perihan’ın vekaletnamesinin dosyada bulunmadığını fark etmiştir. Bu durumun yargılamaya bir etkisi olur mu? Neden?










CEVAPLAR

         1. Olayda davacı durumunda bulunan Ayşe ve Fatma’dır. Zira bu gayrimenkul kendilerine miras yoluyla intikal ettiğinden henüz taksim işleminin gerçekleşmediğini öngörüp burada elbirliğiyle mülkiyet hükümlerini uygulamak gerekir. Elbirliği ile ortaklıkta, açılacak davalarda kural olarak bütün ortakların beraberce dava açmaları gerekir. Bu durumda mecburi dava arkadaşlığı söz konusu olur (HMK m. 59).
         Olayımızda her ne kadar bir kira alacağından bahsedilse de davada mahkemeden ne talep edildiği tam olarak belli değildir. Burada davalı tarafı belirleyebilme açısından davada mahkemeden istenilen talep önem arz eder.
         Eğer burada sadece kira alacağı talep edilmiş ise dava konusu olan borç bölünebilen bir borç olduğundan ve kiracılar bu borçtan müteselsilen sorumlu olduklarından, kiracılardan her birine karşı bu dava açılabileceği gibi ikisine karşı beraber de açılabilir. Bu durumda davalılar arasında HMK m. 57 de düzenlenen ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusu olur.
         Kiracıların tahliyesinin talep edilmesi durumunda ise, tahliye borcu niteliği gereği bölünemeyen bir borç niteliğinde olduğundan bu davanın kiracılara yani Ahmet ve Mehmet’e beraber açılması mecburidir. Bu durumda ise davalılar açısından mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur.
         2. Burada kira sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlık söz konusudur. HMK m.4/a da belirtildiği üzere kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar sulh hukuk mahkemesinde görülür. Bu durumda bu davada ister kira alacağı istensin isterse gayrimenkulün tahliyesi görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir.
         3. HMK m.6 da genel yetkili mahkeme düzenlenmiştir. Bu hükme göre davalılar olan Ahmet ve Mehmet’in yerleşim yeri mahkemeleri bu davada yetkilidir. HMK m.7’ye göre bu dava davalıların herhangi birinin yerleşim yerinde açılabilir. Ahmet ve Mehmet’in yerleşim yerleri olayımızda belirtilmemiştir.
         Ayrıca burada sözleşmeden kaynaklanan bir uyuşmazlık söz konusudur. Bu yüzden m. 10’a göre sözleşmenin ifa edileceği yerde de açılabilir. Burada bir para borcu olduğundan alacaklıların yerleşim yeri mahkemesinde (Adapazarı) bu dava açılabilir.
         Davalılar Ahmet ve Mehmet, üniversite öğrencisidirler. Bu durumda HMK m.8 gereğince geçici olarak bulundukları Konya mahkemeleri de olayınızda yetkilidir.
         Yukarıda belirttiğimiz yetki hükümlerinin niteliği kesin olmayan yetkidir. Dolayısıyla mahkeme bu davada yetkili olmadığını resen inceleyemez ve taraflarda yetkisizliği ancak ilk itiraz olarak ileri sürebilir. Bu davanın yetkisiz mahkemede açılması durumunda davalı taraf süresi içerisinde yetki itirazında bulunmaz ise başta yetkisiz olan mahkeme yetkili hale gelecektir (HMK m. 19/4)
4. Ankara mahkemeleri olayımızda yetkisiz mahkemedir. Dolayısıyla bu dava kural olarak Ankara mahkemelerinde açılmamalıdır. Ancak açılması durumunda ne şekilde hareket edilmesi gerektiğini belirleyebilmemiz için öncelikle bu davada geçerli olan yetki hükmünün niteliğini belirlememiz gerekir. Yukarıda da söylendiği gibi burada kesin olmayan yetki söz konusudur.
Dolayısıyla burada mahkeme yetkili olup olmadığını resen inceleyemez. Bu itirazın davalı tarafça cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Davalı taraf itirazında yetkili mahkemeyi de göstermek zorundadır.
5. HMK m. 34’de hakimin yasaklılık sebepleri, m. 36’da ise ret sebepleri düzenlenmiştir. Ancak burada belirtilen sebepler, taraf ile hakim arasındaki ilişkiler açısından düzenlenmiştir. Olayımızda ise hakim ile tarafın iradi vekili arasında bir yakın akrabalık ilişkisi mevcuttur.
Dolayısıyla burada incelenmesi gereken hüküm Avukatlık Kanunu m.13’tür. Bu maddeye göre bir hakimin ikinci dereceye kadar hısımlarından olan avukat, o hakimin baktığı işlerde vekillik edemez. Ancak buradaki akrabalık ilişkisi üçüncü derecededir. Dolayısıyla bu hükmün de burada uygulanması söz konusu değildir.
HMK m. 34’de düzenlenen yasaklılık sebepleri tahdidi olarak sayılmış olmasına rağmen m. 36’da sayılan ret sebepleri tahdidi değildir. Maddede sayılan sebepler hakimin tarafsız olamayacağı varsayılan durumlara birer örnektir. Ancak bu durumlar haricinde de hakimin tarafsız kalamayacağı iddiasında isek hakimin reddini talep etmemiz mümkündür. Dolayısıyla bu durumda belirttiğimiz sebeple hakimin reddi istenebilir.