15 Temmuz 2014 Salı

İcra ve İflas Hukuku 2014 bütünleme soru ve cevapları

S.Ü HUKUK FAKÜLTESİ 2013 – 2104 ÖĞRETİM YILI I. VE II. ÖĞRETİM İCRA VE İFLÂS HUKUKU BÜTÜNLEME SINAVI 14 TEMMUZ 2014

Ad Soyad:                                                                                                                         Numara                :
Salon /Sıra No:                                                                                                                Öğretim Türü     :                             
Talimat: Sınav süresi 100 dakikadır. Cevaplar özlü ve gerekçeli olacak, gerekçesiz cevaplara puan verilmeyecektir. Yazının okunaklı olmasına dikkat edilmelidir. Cevaplar yalnızca soruların altında bırakılan boşluklara yazılacaktır. Farklı bir yere yazılan cevaplar dikkate alınmayacaktır. İlgili boşluklar cevaplar için yeterlidir. Mevzuat kullanmak yasaktır. Mürekkepli kalem kullanılacaktır. Sınav kâğıdı toplam 6 sayfadan oluşmaktadır. Başarılar Dileriz. Prof. Dr. İbrahim ERCAN
OLAY I
Konya’da ikamet eden ve toptan susam ticareti ile uğraşan Mehmet, Çankırı’da tahin üretimi yapan Celal ile susam satımı konusunda anlaşmış ve Celal’e depolarında teslim edilmek kaydıyla ton bedeli 10.000 TL’den 30 ton susam satmıştır. Taraflar söz konusu sözleşmeyi noterde düzenlemişler ve sözleşmede belirtilen süreler içinde mal teslim edilmiştir. Ancak Celal borcu vadesinde ödememiştir. Mehmet, Celal’e karşı alacağın tahsili için icra yoluyla takip yapmayı düşünmektedir.
SORULAR
1. Mehmet, hangi takip yoluna veya yollarına başvurabilir? Neden? Açıklayınız. (3 p)
Mehmet’in başvurabileceği yol genel haciz yolu ile ilamsız takiptir. Özel hukuk ilişkilerinden doğan rehinle temin edilmemiş olan ve kambiyo senedine de dayanmayan tüm para ve teminat alacakları, genel haciz yolu ile takip edilebilir. Ayrıca bu ilamsız icra yoluna başvurulabilmesi için, alacağın bir senede bağlı olması gerekli değildir.
2. Yapılan icra takibine karşı Celal borca itiraz etmiştir. Mehmet, bu itirazı ortadan kaldırmak için hangi yol veya yollara başvurabilir? Bu yollardan hangisini tercih etmesi gerektiğini karşılaştırmalı olarak açıklayınız. (10 p.)
Alacaklının itiraz ile duran takibe devam edebilmesi için itirazı hükümden düşürmesi gerekir. Bunun için alacaklı itirazın iptali için mahkemede dava açma ya da borçlunun itirazının kaldırılması için icra mahkemesine başvurma imkanlarına sahiptir. İtirazın iptali davası, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde açılabilir ve bu davanın açılabilmesi için alacaklının elinde İİK m.68’deki belgelerden birine sahip olması gerekmez. Ancak alacaklı icra mahkemesinde itirazın kaldırılması yoluna, itirazın tebliğinden itibaren altı ay içinde, elinde m.68’deki belgelerden birinin olması şartıyla başvurabilir. Elinde m.68’deki belgelerden biri olan alacaklı, itirazın kaldırılması veya itirazın iptali yoluna başvurma konusunda bir seçim hakkına sahiptir. Olayımızda alacaklı satım sözleşmesi ile birlikte başka belgelere (mesela, sattığı malı alıcıya teslim ettiğine ilişkin belge) dayanarak, borçlunun belli bir parayı kayıtsız şartsız borçlu olduğu sonucunu icra mahkemesinde ortaya koyarsa, böyle belgeler zincirine dayanarak, itirazın kesin kaldırılmasını isteyebilir. İtirazın kesin kaldırılması, icra hukukunda daha kısa ve daha avantajlı bir yoldur. Ancak kesin kaldırma üzerine verilen kararın kesin hüküm teşkil etmemesi nedeniyle, alacaklı itirazın tebliğinden bir yıl içerisinde, genel mahkemelerde, genel hükümler çerçevesinde incelendiğinden kesin hüküm teşkil eden itirazın iptali davası açma yoluna da gidebilir.


3. Mehmet’in itirazın kesin kaldırılması yoluna başvurduğunu düşünelim. Bu durumda Celal, icra mahkemesinde  “teslim edilen malların yazılı sözleşmede belirtilen niteliklerde olmadığı ve daha düşük kalitede olduğu”, itirazını ileri sürebilir mi? Sürebilirse nasıl? Süremez ise, Celal’in bu durumda nasıl bir yol izlemesi gerektiğini ve başvurduğu yolun sonuçlarını açıklayınız. (12 p.)
Niteliği bakımından belgeye bağlanması mümkün olmadığından icra mahkemesinin inceleyemeyeceği itirazlar vardır. Bunlardan biri de borçlunun alıcıdan teslim aldığı malın ayıplı olmasıdır. Niteliği gereği bu itirazın belgeye bağlanması mümkün olmadığından, icra mahkemesi bu itirazları inceleyemez ve borçlunun itirazının kaldırılmasına karar verir.
Bu durumda Celal’in genel mahkemelerde bir menfi tespit davası açması gerekir.  İcra takibi devam ettiği için m.72, III gereği bir MTD açılacaktır. Bu dava ile icra takibi kendiliğinden durmaz. Hatta mahkeme ihtiyati tedbir yoluyla dahi icra takibinin durdurulmasına karar veremez. Bu durumda, MTD’nın başlamış olan icra takibini sürüncemede bırakmak için açıldığı hakkında kuvvetli bir karine vardır.  Ancak mahkeme, borçlu davacının alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, icra veznesine girmiş olan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verebilir.
4. Yapılan icra takibinden sonra Celal’in trafik kazası geçirdiğini ve bir ay hastanede yattığını varsayalım. Bu durumda Celal sağlığına kavuştuktan sonra gönderilen ödeme emrine karşı itirazlarını ileri sürebilir miydi? Şartlarını da dikkate alarak değerlendiriniz. (5 p.)
Genel haciz yoluyla takipte borçlu takibe karşı olan itirazlarını ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde ortaya koymalıdır. Buna karşın kusuru olmaksızın bir engel nedeniyle süresinde ödeme emrine itiraz edemeyen borçlu da bu itirazını daha sonradan gecikmiş itiraz yoluyla yapabilir. Gecikmiş itirazdan bahsedebilmek için bulunması gereken ilk şart; borçlunun bir mazeretinin olmasıdır. Bu mazeret borçlunun ağır hastalığı olabileceği gibi borçlunun adresinde bulunmaması (ör, seyahat) da olabilir. Gecikmiş itiraz iki bakımdan bir süreye tabidir. Bunlar; engelin kalkmasından itibaren üç gün ve borçlunun haczedilmiş mallarının paraya çevrilmesine kadardır. Gecikmiş itiraz icra takibinin yapıldığı yerde bulunan icra mahkemesine yapılır. İcra dairesine yapılan gecikmiş itiraz geçersiz sayılır. Buna göre, somut olayımızda hastanede olması ve takibi geç öğrenmesi sebebiyle süresinde itirazda bulunamayan Celal gecikmiş itiraza başvurabilecektir. Gecikmiş itirazını eve döndüğü tarihten itibaren üç gün içinde mesai saati sonuna kadar yapabilir. Ayrıca gecikmiş itirazının geçerli olabilmesi için engelin kalkmasından sonraki üçüncü gündeki mesai bitiminde Celal’in haczedilmiş malları var ise bunların paraya çevrilmemiş olması gerekir.
5. Mehmet, Celal’e karşı başlattığı takipte, takip talebinde gecikme halinde aylık % 30 faiz istemiştir. Fakat icra müdürü faiz oranını yüksek bulmuş ve takip talebini kabul etmemiştir. İcra müdürünün bu davranışını değerlendiriniz. (5 p.)
İcra müdürünün faiz oranını yüksek bularak takip talebini reddetmesi bir hakkın yerine getirilmemesi kapsamında değerlendirilebilir. İcra müdürü kendiliğinden faiz oranının yüksek olduğu gerekçesiyle takip talebini reddedemez veya müdahale edip faiz oranını düşüremez. Bu durum ancak borçlunun itirazı üzerine değerlendirilebilir. Bu nedenle icra dairesi, takip talebini kabul etmelidir. Aksi halde bir hakkın yerine getirilmemesi sebebine dayalı süresiz şikayet yoluna yazılı veya sözlü olarak icra mahkemesinde başvurulabilir.
6. Takip kesinleşmiş, Celal’in ticarethanesindeki portatif fırın haczedilmiştir. Ancak borçlu Celal, fırının aslında komşusu X Ekmek Fabrikasına ait olduğunu ve bu nedenle haczedilemeyeceğini beyan etmiştir. Bu durumda icra müdürünün nasıl hareket etmesi gerektiğini ve bu iddianın nasıl ve hangi prosedüre göre incelenmesi gerektiğini açıklayınız. Bu durumda alacaklı Mehmet karşı dava olarak tasarrufun iptali davası açılabilir mi? Değerlendiriniz. (10 p.)
İİK m.96 gereği, borçlunun elinde bulunan bir mal haczedilirken, bu malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği veya üçüncü kişi tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği durumda, icra müdürü bu istihkak iddiasını tutanağa geçirir ve durumu iki tarafa bildirir. Ayrıca icra müdürü, istihkak iddiasına karşı bir itirazları olup olmadığını bildirmek üzere alacaklı ve borçluya 3 günlük bir süre verir. Susmaları halinde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar. İcra müdürü alacaklı ve borçluya böyle bir süre vermemişse ve diğer işlemleri yapmamış olması nedeniyle 7 günlük dava açma süresi henüz işlemeye başlamamış olan üçüncü kişi, bu süre ile bağlı olmadan doğrudan icra mahkemesinde istihkak davası açabilir. Bir malin haczedilmiş olduğunu öğrenen borçlu veya üçüncü kişi, haczi öğrendiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde istihkak iddiasında bulunmazlarsa bu iddialarından vazgeçmiş sayılırlar. Bu halde üzerinde istihkak iddia edilen mal, iddia edilen hak ile birlikte işlem görür. Mülkiyet hakkı ise, mal üzerindeki haciz kalkar ve üçüncü kişiye verilir; rehinse rehin hakkı ile yükümlü olarak haczedilir. İtiraz edilirse, icra müdürü dosyayı derhal icra mahkemesine yollar. İcra mahkemesi öncelikle takibin devamı veya ertelenmesi hakkında karar verir. İcra mahkemesinin takibin ertelenmesi veya devamı hakkındaki kararının tefhim veya tebliğinden itibaren aynı icra mahkemesinde üçüncü kişi istihkak davası açabilir. Açmazsa, alacaklıya karşı istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır.
İstihkak davası ile tasarrufun iptal davası, alacaklılarına zarar vermek isteyen borçlunun işlemlerine karşı alacaklıları korumayı amaçlar. Bu sebeple, görülmekte olan bir istihkak davasında, bir tasarrufun m.278-280’e göre iptale tabi olduğu iddiası (m.97, XVII), alacaklı tarafından karşılık dava veya cevaba cevap şeklinde ileri sürülebilir.

                7. Celal’e karşı 02.04.2014 tarihinde başlatılan ilamsız takibin 05.04.2014 tarihinde yollanan ödeme emrine itiraz edilmemesi üzerine 12.04.2014 tarihinde kesinleştiğini düşünelim. Celal’in başka bir alacaklısı olan Asım, 10.10.2013 tarihinde icra takibi yapmış, bu takibe ilişkin alacağının karşılanmayan kısmı için borç ödemeden aciz belgesini ise 13.04.2014 tarihinde almıştır. Mehmet, Celal’e ait taşınmazın haczini talep etmiştir. Bu hacze, alacaklı Asım’ın iştirak etme imkânı var mıdır? Neden? Açıklayınız.  (8 p.)
Kanunumuzda hacze iştirak kurumu düzenlenmemiş olsaydı, o zaman aynı mal üzerine haciz koyduran alacaklı Mehmet’in alacağı ödenmeden, alacaklı Asım’ın alacağının ödenmesine geçilemezdi. Mehmet’in alacağı ödendikten sonra, geriye bir şey kalırsa Asım’a verilecekti. Ancak hukukumuzda hacze iştirak kurumu kabul edildiğinden dolayı, her iki alacaklıya alacakları oranından (garameten) bir pay verilecektir (m.100). Burada her iki alacaklı da takip yaptığından dolayı hacze adi iştirak söz konusu olacaktır. Adi hacze iştirak şartları varsa, Asım Mehmet’in koydurduğu ilk hacze iştirak edecektir. Hacze iştirak etmek isteyen alacaklının borçluya karşı bir icra takibi yapmış ve kendisine haciz isteme yetkisinin gelmiş olması gerekir. Olayımız açısından bu şart gerçekleşmiştir. Öncelik şartı gerçekleşmiş olmalıdır. Asım’ın alacağı 10.10.2013 tarihinde yaptığı takibe dayanmaktadır, ayrıca öncelik şartı belli belgelerle ispatlanmalıdır. Olayımızda bu niteliği taşıyan belgelerden biri olan borç ödemen aciz belgesi vardır. Ancak borç ödemeden aciz belgesi, takip tarihinden daha yeni tarihlidir (13.04.2014). Burada borç ödemeden aciz belgesinin takip tarihinden daha önce alınmış olması şart değildir; zira aciz belgesinin alınmış olduğu icra takibinin, ilk haciz sahibi alacaklının takip tarihinden önce alınmış olması gerekli ve yeterlidir. Ayrıca hacze iştirak, ilk haciz üzerine satılan malın bedeli icra veznesine girinceye kadar mümkündür. Bu şartların hepsi sağlandığından dolayı hacze iştirak mümkündür.
                8. Alacaklı Mehmet tarafından haczedilen Celal’e ait dört odalı olan taşınmaz, artırma şartnamesinde ve satış ilanında iki odalı olarak gösterilmiştir. Taşınmazın iki odalı olmasından dolayı ihaleye girmediğini, dört odalı olduğunu bilmesi halinde ihaleye gireceğini iddia eden Kadir, ihalenin feshi davası açabilir mi? Açıklayınız. (5 p.)
İhalenin feshi; satış için öngörülen hükümlere aykırı hareket edilmiş olması halinde istenilebilir. İhalenin usulüne uygun olmaması; arttırmaya hazırlık döneminde, arttırmanın yapılması sırasında, kanuna veya ahlaka aykırı bir şekilde arttırmaya fesat karıştırılması halinde ve alıcının malın esaslı niteliklerinde hataya düşürülmesinde ortaya çıkabilir. İhalenin feshi, ihaleyi yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesinden şikâyet yoluyla istenir. İhalenin feshi kural olarak ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde istenmelidir. İlgililerin ihalenin yapılmasına kadar olan işlemlerdeki yolsuzlukları ihale gününde öğrenmiş oldukları varsayılır. Ancak bazı istisnai hallerde şikâyet süresi fesih sebebinin öğrenilmesinden itibaren işlemeye başlar. Bu haller; kendisine satış ilanı tebliği gereken ilgiliye ilanın tebliğ edilmemiş olması, satılan taşınmazların esaslı niteliklerindeki hatanın sonradan öğrenilmiş olması, arttırmaya fesat karıştırıldığının sonradan öğrenilmiş olmasıdır. Bu hallerde dahil ihalenin feshi, ihale tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra istenemez. Bu yola malın esaslı niteliğinde hataya düşürülmüş olduğunun öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde başvurulabilir. Ancak bu süre ihalenin yapılmasını takiben bir yıllık üst süreyi geçemeyecektir. İhalenin feshini, yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar yurt içinde bir adres göstermek kaydıyla ihalenin feshini talep edebilirler. Olayda Kadir’in malın esaslı niteliğinde hayata düşürülmesi durumu söz konusudur. Ancak Kadir kanuna göre sayılan ve ihalenin feshini talep edebilecek kişilerden olmadığından dolayı bu davayı açamayacaktır.
OLAY II
Elinde noter tarafından düzenlenen kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içeren bir belge bulunduran Alacaklı Ahmet, Borçlu Bekir’e karşı ilamlı icra yoluyla takip yapmıştır. İcra emrini alan Bekir hemen Ahmet’e giderek borcunu ödemiştir.
1. Ahmet, Bekir borcunu ödemesine rağmen icra takibine devam ederse, Bekir buna karşı ne yapabilir? Açıklayınız. (4 p.)
Borçlu icra emrinin tebliğinden sonra borcun itfa edilmiş olduğu iddiasında ise, her zaman icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını isteyebilir (m.33, II). Bu halde borçlu, borcun itfa edilmiş olduğunu, ancak noterlikçe re’sen düzenleniş veya onaylanmış bir belge veya icra tutanağı ile ispat edebilir.
2. Bekir Ahmet’e olan borcunu icra takibinden önce ödemiş olmasına rağmen Ahmet Bekir’e karşı icra takibi yapmış olsaydı, yukarıda verdiğiniz soruda bir değişiklik olur muydu? Açıklayınız. (3 p.)
Borçlu, icra emrinin tebliğinden önceki bir dönemde borcun itfa edilmiş olduğu iddiasını, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde ileri sürer ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılması kararı getirir. Yedi gün geçtikten sonra borçlu icra emrinin tebliğinden önceki sebeplere dayanarak icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını isteyemez ve borcu ödemek zorunda kalır. İcra emrinin tebliğinden önceki dönemde borcun itfa edilmiş olduğu belli belgelerle (noterlerce re’sen düzenlenen veya onaylanan belgeler, imzası icra dairesi, mahkemesi veya mahkeme önünde ikrar edilmiş olan belgelerle) ispat edilebilir. Bunlar dışındaki belgelere dayanılması durumunda icra mahkemesi, icranın geri bırakılması talebini reddetmek zorundadır.
OLAY III
Mustafa, Konya’da mobilya işi ile uğraşan tacir Ali’ye karşı yapmış olduğu ilamlı icra yolu ile takip sonucunda, Ali, icra emri ile kendisinden istenen 100.000 TL tutarındaki borcu süresinde ödeyememiştir. Mustafa, Ali’yi iflas yolu ile takip etmek istemektedir.
SORULAR
1. Bu durumda Mustafa, Ali’nin iflasına karar verilmesi için hangi yolu takip edebilir? Açıklayınız. (5 p.)Alacaklı daha önce mahkemede alacak davası açmış, mahkemeden lehine bir ilam almış ve bu ilamı da icraya koymuş, borçluya 7 gün içinde icra emri tebliğ ettirmiş (m.32) ve borçlu icra emrine rağmen borcunu ödememiştir. Bu halde alacaklı Mustafa, icra emrindeki 7 günlük süre geçtikten sonra haciz veya iflas yollarından birini seçebilir. Mustafa, borçlu Ali’nin mallarını haczettirebileceği gibi, borçlu iflasa tabi ise (ki olayımızda tacirdir) ticaret mahkemesinden borçlunun doğrudan doğruya iflasını isteyebilir (m.37, 177/4). Olayımızda alacaklı, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesine başvurarak, borçluya karşı bir iflas davası açar.
2. Bu arada Mustafa Ali’ye karşı iflas davasını kazandığını ve mahkemenin Ali’nin iflasına karar verdiğini varsayarsak; Ali hükmün kesinleşmesine kadar iflas kararının uygulanmasına engel olabilir mi? Değerlendiriniz. (5 p.)
İcraya konan ilamı temyiz etmiş olan borçlu, m.36’a göre icra dairesinden mehil almak ve HUMK m.443’e göre icranın geri bırakılmasına ilişkin bir karar getirmek suretiyle, hükmün kesinleşmesine kadar iflas davasının ertelenmesini sağlayabilir. Borçlu Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı alıp ticaret mahkemesine ibraz edince, ticaret mahkemesi hükmün kesinleşmesine kadar iflas davasını erteleyerek, hükmün kesinleşmesini iflas davasında bekletici sorun yapabilir. Borçlu aleyhine hüküm kesinleşirse, ticaret mahkemesi iflas kararı verir. Buna karşı hüküm Yargıtay’ca borçlu lehine bozulursa, bu defa borçlunun hiç malı olmadığına, yani borçlu aleyhine açılan davanın reddine karar verir ve bu hüküm kesinleşirse, ticaret mahkemesi iflas davasını reddeder.
3. Mustafa’nın Ali aleyhine açtığı iflas davası sonucunda ticaret mahkemesi 2.7.2014 tarihinde Ali’nin iflasına karar vermiş ve bu karar 8.7.2014 tarihinde ilan edilmiştir. Buna göre;
a) Mustafa, Ali hakkında iflas kararı verilmesinden, yani 2.7.2014 tarihinden sonra, ancak henüz temyiz süresi dolmadan önce iflas davasından feragat edebilir mi? Edebilirse neden? Edemezse neden? Açıklayınız. (3 p.)
Ticaret mahkemesinin iflas kararı ile birlikte, iflas açıldıktan sonra artık alacaklı ve borçlu arasında bir dava olmaktan çıkıp, borçlunun tüm alacaklıları bakımından hüküm ve sonuç doğurur. İflas kararının hukuki sonuçları, iflas kararının taraflara tebliği veya kesinleşmesinden itibaren değil, iflas kararında belirtilen iflasın açılma anından itibaren meydana gelir. Bu nedenle, iflas kararının verilmesinden sonra (iflas kararı kesinleşmeden önce), davacı alacaklının iflas davasından feragat (HMK m.307) etmesiyle iflas davası ve iflas hali son bulmaz (m.165, II).
b) İsmail, Ali’ye 6.7.2014 tarihinde 30.000 TL borç para vermiştir. İsmail bu alacağını iflas masasına yazdırabilir mi? Açıklayınız. (3 p.)
İflasın açılması ile ilanı arasındaki dönemde müflise yapılan ödeme, alacaklısının müflisin iflas etmiş olduğunu bilmemesi, yani iyi niyetli olması halinde geçerlidir. Bu nedenle olayımızda iyi niyetli olarak yapılan bu ödeme geçerlidir. Buna karşılık, iflas açıldıktan sonra müflise karşı yapılan ödemeler, masaya karşı mutlak olarak geçersizdir. Bu durumda iyi niyetli olunsa bile borcun tekrar iflas masasına ödenmesi gerekir.
c) Ali’nin alacaklılarından olan ve alacağı Ali’nin verdiği ipotek ile güvence altına alınan Güven, alacağını elde etmek için hangi yollara başvurabilir? Açıklayınız. (5 p.)
Müflis Ali’nin, üzerinde rehin bulunan ve olayımızda olduğu gibi başkasına rehnettiği mallar iflas masasına girer. Ancak, rehin alacaklısının iflas masasına giren rehinli mallar üzerinde rüçhan hakkı saklıdır. İflas masasına giren bu rehinli malların satılabilmesi ve bedelinden ilk önce rehin alacaklısının alacağının ödenebilmesi için, iflas tasfiyesinin sonuçlanmasını beklemeye gerek yoktur. Rehinli mallar ve ayrıca üzerinde rehin bulunmasa bile fabrikalar, imalathaneler ve bunlara benzer üretime yönelik yerler iflas idaresi tarafından en uygun ve yakın zamanda satılır (m.185, IV).
Alacağını rehinle güvence altına almış olan alacaklı, rehinli malların iflas idaresince en uygun ve yakın zamanda satılmasını beklemeksizin başlamış olduğu rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe iflas masasına karşı devam edebilir (m.193, III). Daha önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmamışsa iflastan sonra da masaya karşı rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılabilir (m.185, I).

d) İflas kararının Ali aleyhine eşi Asuman’ın açmış olduğu boşanma ve 5.000 TL değerindeki nafaka ödenmesine ilişkin davaya etkisi ne olur? Açıklayınız. (5 p.)
İflas kararından önce açılan, müflisin gerek davalı gerek davacı olduğu hukuk davaları iflasın açılması ile birlikte durur. Bu durma, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonraya kadar devam eder; ancak bundan sonra duran hukuk davalarına devam edilebilir. İflasın açılmasından, ikinci alacaklılar toplanmasından on gün sonrasına kadar geçecek zaman uzundur ve bazı davaların durması onların önemli ölçüde gecikmesine sebep olur.  Bu nedenle kanunda bazı davaların iflasın açılması ile durmayacağı kabul edilmiştir. Bunlardan ikisi de olayımızda verilen evlenme ve ahvali şahsiye işlerine ilişkin davalar (olayımızdaki gibi boşanma) ve nafaka davalarıdır (m.194, I). Bu davalar iflasın açılması ile durmayacaktır.
OLAY IV
1.       Borca batık olan tacir Rıza;
2.       Ödeme güçlüğü içine düşmüş olan Z Anonim şirketi;
3.       Yine borca batık olan M Ltd. Şti.
İçine düştükleri zor durumdan kurtulmak için İcra ve İflas Kanununda öngörülen hangi yol veya yollara başvurabilirler? Bu yollar içerisinde kendileri için en uygun olan kurum hangisidir? Her biri için ayrı ayrı ve karşılaştırmalı olarak açıklayınız. (9 p.)
Borca batık gerçek kişi tacir Rıza açısından başvurulabilecek tek yol konkordatodur. (A), gerçek kişi olmasından dolayı iflasın ertelenmesi yoluna, sermaye şirketleri ve kooperatifler için uygulanan uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma yoluna başvurulamaz. Konkordato elinde olmayan nedenler ile iyi gitmeyen mali durumu bozulmuş olan borçluları korumak ve alacaklılar arasında ki eşitliği sağlamak için kabul edilen bir müessesedir. Burada (A) henüz iflas etmemiştir ve alacaklılarına karşı konkordato teklif ederse ve konkordato kabul ve tasdik olunursa (A)  iflas etmekten kurtulur. (A)'nın yapacak olduğu bu teklife adi konkordato denir.
Ödeme güçlüğüne düşen (Z) Anonim şirketi açısından, konkordato ve uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma, şirketin zor durumdan kurtulabilmesi için başvurabileceği yollar arasındadır. Bu yollar arasında başvurulabilecek en iyi yol konkordatodur. Zira konkordatoda, önce mahkemeden mehil istenir ve bunun üzerine alacaklılar toplantısı gerçekleştirilir; oysa yeniden yapılandırmada önce alacaklılara başvuru ve daha sonra mahkemeden mehil istenmesi söz konusu olduğundan dolayı yeniden yapılandırmada alacaklıların anlaşması ön plana çıkıyor ve konkordato gibi bir koruma sağlayamıyor. Ayrıca uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma konkordatoya nazaran daha uzun ve masraflı bir yol olduğundan dolayı konkordato daha lehe bir yoldur. .
Borca batık durumdaki (M) limited şirketi açısından başvurulabilecek yollar konkordato, uzlaşma suretiyle şirketlerin yeniden yapılandırılması ve iflasın ertelenmesi yollarıdır. Başvurulabilecek bu yollar arasında ise en iyi yol, iflasın ertelenmesi kurumudur. İflasın ertelenmesi alacaklıların kabulüne bağlı bir şart olmadığı için, kısa sürede mahkemeden tedbir kararı alınabildiği ve erteleme süresi 5 yıla kadar uzatılabileceği için daha avantajlı bir yoldur.






8 Temmuz 2014 Salı

2 Haziran 2014 tarihli İcra ve İflas Hukuku Dersi Final Sınavı Soru ve Cevapları

S.Ü HUKUK FAKÜLTESİ 2013 – 2104 ÖĞRETİM YILI I. VE II. ÖĞRETİM İCRA VE İFLÂS HUKUKU FİNAL SINAVI 2 HAZİRAN 2014

Ad Soyad:                                                                                                                         Numara                :
Salon /Sıra No:                                                                                                                Öğretim Türü     :                             
Talimat: Sınav süresi 100 dakikadır. Cevaplar özlü ve gerekçeli olacak, gerekçesiz cevaplara puan verilmeyecektir. Yazının okunaklı olmasına dikkat edilmelidir. Cevaplar yalnızca soruların altında bırakılan boşluklara yazılacaktır. Farklı bir yere yazılan cevaplar dikkate alınmayacaktır. İlgili boşluklar cevaplar için yeterlidir. Mevzuat kullanmak yasaktır. Mürekkepli kalem kullanılacaktır. Sınav kâğıdı toplam 6 sayfadan oluşmaktadır. Başarılar Dileriz. Prof. Dr. İbrahim ERCAN
OLAY I
Konya’da oto yedek parça üretimi yapan Güven San. Tic. Ltd. Şti. (Güven) üretim kapasitesini artırmak ve işlerini büyütmek amacıyla Konya’da yeni kurulmakta olan Organize Sanayi Bölgesinden yer ve yeni makine almak istemektedir. Bu amaçla merkezi İstanbul’da olan X Bankasının Konya şubesinden kredi çekmek için müracaat etmiş ve bu müracaatı olumlu sonuçlanmıştır. X Bankası, Güven Ltd. Şti. den teminat olarak Meram’da bulunan ve şirket ortaklarından Ahmet’in babası Hasan’a ait taşınmaz üzerine birinci derecede 700.000 TL üst limit ipoteği kurmuş; ayrıca Güven’in borçlu olduğu Şirket ortaklarından Ahmet’in de müteselsil borçlu ve kefil olarak imzaladığı 5 adet boş bono almıştır.
Güven borçlarını tahsil edemediği ve mal satışında sorun yaşadığı için zor duruma girip kredi borcunu ödemeyince, X Bankası, Güven aleyhine takip yapmak durumunda kalmıştır.

SORULAR
1.       X Bankası, Güven aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapabilir mi? Yapabilirse neden? Yapamazsa neden? Açıklayınız. 5 p.
Kambiyo senetlerine mahsus takip, İİK m. 45’te önce rehne başvurma kuralının istisnası olarak düzenlendiği için X Bankası alacağı ipotekle güvence altında alınmış olmasına rağmen kambiyo senetlerine mahsus takip yapabilir.

2.       X Bankası bu senetlere dayanarak Güven aleyhine ihtiyati haciz kararı alabilir mi? Açıklayınız. 5 p.
İİK m. 257’ye göre ancak rehinle temin edilmemiş olan bir para alacağı için diğer şartları da varsa ihtiyati haciz kararı verilebilir. Dolayısıyla kural olarak rehinle temin edilmiş olan alacaklar için ihtiyati haciz kararı verilemez. Bununla birlikte, İİK 45 ve İİK m. 167. maddelerine göre alacağı kambiyo senedine bağlanmış olan bir alacaklı, aynı alacağı rehinle güvence altına alınmış olsa bile, kambiyo senetlerine mahsus takip yapabilir. Bu nedenle kambiyo senetlerine mahsus takip, önce rehne başvurma kuralının istisnası olduğuna göre, söz konusu alacaktan dolayı ihtiyati haciz alınabilmelidir.

3.       X Bankasının Güven ve Ahmet aleyhine Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yaptığını ve icra dairesinin her ikisine de ödeme emri gönderdiğini varsayalım. Bu ödeme emrine karşı Güven:
a)       X Bankasının takip yapma hakkının bulunmadığını ve senetlerin bir kısmının vadelerinin henüz gelmediğini, 5 p.

İİK m. 168’a göre, icra müdürünün borçluya ödeme emri göndermeden önce, senedin kambiyo senedi olup olmadığını ve vadesinin gelip gelmediğini resen incelemesi, bu şartlar varsa ancak ondan sonra ödeme emri göndermesi, aksi takdirde ödeme emri göndermemesi gerekir. Aksi takdirde icra müdürünün bu işlemine karşı şikayet yoluna başvurulabilir. Şikayet icra mahkemesine yapılır. Şikayet süresi, takip yapma hakkının bulunmaması işlemine karşı ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün; buna karşılık senedin vadesinin gelmediği işlemine karşı ise bu konuda Kanunda ayrıca bir süre öngörülmediğinden ve bu durum kamu düzenine de ilişkin olmadığından 7 gündür. Sürenin başlangıcı işlemin öğrenilmesi tarihidir. Şikayet kendiliğinden icra takibini durdurmaz; ancak icra mahkemesi tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verebilir.

b)       Ahmet ise senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığını, 5 p.
nerede, ne zaman ve nasıl ileri sürebilir? Bu başvuruların takibe etkisi ne olur? Her bir şık için ayrı ayrı açıklayınız.
Senedin altındaki imza inkarının beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine yapılması gerekir. İtiraz satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. Ancak icra mahkemesi, yapacağı incelemede borçlunun itiraz dilekçesi kapsamından veya eklediği belgelerden edindiği kanaate göre itirazı ciddi görmesi halinde alacaklıya tebliğe gerek görmeden itirazla ilgili kararına kadar icra takibinin geçici durdurulmasına karar verebilir. İcra mahkemesi itiraz incelemesini 68/a, IV’ e göre inceler. Buna göre; tatbika elverişli bir imza varsa bununla, yoksa borçluya yazdıracağı yazı ve attıracağı imza ile yapılacak karşılaştırma ve incelemelerden veya diğer delil ve karinelerden, mahkeme itirazın kabulü veya reddi yönünde karar verir. Hakim gerek görürse duruşmanın bir defadan fazla ertelenmesine mahal vermeyecek şekilde, bilirkişi incelemesi de yaptırabilir.

4.       Borçlu Güven bonoları boş olarak Bankaya verdiğini ve bankanın bu bonoları anlaşmaya aykırı olarak doldurduğunu da iddia etmektedir. Borçlu bu iddiasını nerede ve nasıl ileri sürmelidir? 5 p.
Bonoların anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiası, senede karşı ileri sürülen bir iddia olduğu için senetle ispatlanması gerekir. Bu nedenle, borçlunun bu iddialarını ispatlaması için icra mahkemesi yerine veya icra mahkemesine yapacağı borca itirazla birlikte ayrıca genel mahkemelerde bir menfi tespit davası açması uygun olacaktır. İİK m. 73’ye göre icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak alacağın tamamının para olarak icra veznesine yatırılması ve alacağın yüzde 15 oranında bir teminat yatırılması şartıyla takip durdurulabilir. Bu davada ispat yükü, davacı borçluya düşmektedir. Davacı borçlunun senetlerin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu HMK hükümleri çerçevesinde ispatlaması gerekir.

5.       Ahmet’in imzaya itirazlarından bazıları haklı görülür ve bazı senetlerdeki imzaların Ahmet’e ait olmadığı ortaya çıkarsa, X Bankasının kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesi mümkün müdür? Yapılan yargılamada senetlerin altındaki imzaların Bankada memur huzurunda atılmadığı ortaya çıkmıştır. Bu durum, tek başına bankanın kötü niyetli veya ağır kusurlu sayılması için yeterli midir? Konuyu bu konudaki Yargıtay uygulaması ve doktrin görüşleri doğrultusunda açıklayınız. 8 p.

Bu konuda Yargıtay, imzaların alacaklı Bankada huzurda atılması gerektiğini, aksi halde bankanın kötü niyetli ve ağır kusurlu sayılarak tazminata mahkum edileceğini kabul etmektedir. İmzaların, alacaklı veya temsilcisi huzurunda atılmadığı, olayımızda olduğu gibi ortaya çıkarsa, o zaman Yargıtay’ın görüşüne göre alacaklının ağır ihmali var kabul edilir ve alacaklı Banka kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmelidir.
Ancak imza itirazlarının bazıları haklı görülür, imzaların bazılarının da borçluya ait olduğu sonucuyla karşılaşılırsa, alacaklı ve borçlu arasında bir hukuki ilişkinin olduğu kabul edilmelidir. Bu görüşten hareketle, böyle bir hukuki münasebet varken, bazı imzaların borçluya ait olmadığı iddiası ile sırf huzurda imza atılmadı diye alacaklının sorumluluğuna ve aleyhine kötü niyet tazminatına gidilmemelidir. Olayımızda da benzer bir durum söz konusu olduğu ve bazı imzaların Ahmet’e ait olduğu anlaşıldığından dolayı, Banka aleyhine aradaki hukuki ilişkiden dolayı kötü niyet tazminatı kararı verilmemelidir.
                                 
6.       Banka aynı alacaktan dolayı Güven’e karşı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip de (aynı zamanda) yapabilir mi? Yapabildiğini varsayarsak: Bu durumda Bankanın takipten önce yapması gereken işlemler var mıdır? Açıklayınız. 6 p.
Banka aynı alacaktan dolayı Güven’e karşı tekerrüre mahal vermemek kaydıyla kambiyo senetlerine özgü takip ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip de yapabilir. Bankanın takipten önce İİK m.150/ı gereğince hem borçluya hem de malike Bankaya ait cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa (olayımızda Güven) kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek üzere tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi  gereğince (yani sözleşmede belirtilen adresin değiştirilmesi, yurt içinde bir adresin noter aracılığıyla kredi kullandıran Bankaya bildirilmesi halinde sonuç doğurur; yeni adresin bu şekilde bildirilmemesi halinde hesap özetinin eski adrese ulaştığı tarih tebliğ tarihi sayılır) tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir suretinin icra müdürüne ibraz edilmesi ile birlikte icra müdürü İİK m.149 gereğince işlem yapar ve icra emri gönderir.  

7.       Banka ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip türlerinden hangisine başvurabilir? Açıklayınız. 6 p.
Normalde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip ilamlı ve ilamsız icra yoluyla takiptir.  İpoteğin ilam veya ilam niteliğinde bir belgeye dayanması durumunda (m.150/h) ve ipoteğin akit tablosunun kayıtsız şartsız para borcu ikrarını taşıması durumunda (m.149-149/a) ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takibe gidilir. Ancak İİK m.150/ı da istisna bir düzenleme söz konusudur. Buna göre, borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayrinakdi bir krediyi kullandıran tarafın (olayımızda Banka) ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içermese bile, Banka borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noterden çekilmesini sağladıktan sonra, bu belgeyi icra müdürüne ibraz eder ve icra müdürü İİK m.149 gereğince borçluya bir icra emri yollar.
Böylece Banka, borçlusu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra yoluna başvurabilir.


8.       Yapılan takipte ödeme (veya icra) emri sadece;
a)       Borçlu Güven’e; 3 p.
İpotek alacaklısının ilamlı takip talebini alan icra müdürü, hem borçluya hem de taşınmaz maliki üçüncü kişiye aynı anda bir icra emri göndermelidir. Bu icra emri sadece borçlu Güven’e gönderilirse, bu durum icra müdürünce düzeltilebilir.

b)       Malik Hasan’a gönderilirse, ne gibi sonuçlar doğurur 3 p. Ayrı ayrı açıklayınız.

İcra emrinin sadece malik Hasan’a yollanması durumunda, bu durum düzeltilemez ve icra mahkemesince icra emri iptal edilmelidir.



9.       X Bankasının Güven’e karşı yaptığı takip sonucunda Hasan’a ait taşınmazın 900.000 TL’ye satıldığını varsayalım. X Bankasının alacağı ise 700.000 TL asıl alacak, 150.000 TL de faiz ve masraflar olmak üzere toplamda 850.000 TL olursa, ipoteğin bedelinden bu alacağın ne kadarı karşılanacaktır? Neden? Açıklayınız. 7 p.
Anapara ipoteğinde taşınmazın satış bedelinden asıl alacağın ve faiz ve masrafların karşılanması gerekir. Oysa olayımızda bir üst limit ipoteği söz konusu olduğundan dolayı taşınmazın satış bedelinden sadece asıl alacağın karşılanması söz konusudur, MK.876’nın rehnin kapsamını genişleten faiz ve masrafların karşılanmasına ilişkin hükmü, anapara ipotekleri hakkında kabul edilmiş olup, üst sınır ipotekleri hakkında uygulanmaz.

OLAY II
Konya’da oto galeri işi ile uğraşan Z Ltd. San. ve Tic. Şti. son dönemlerde işlerinin kötüye gitmesinden dolayı borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir.

SORULAR
1.       Z Ltd. Şti. nin alacaklılardan Ahmet, 100.000 TL değerindeki alacağını alamayınca, Z Ltd. Şti. ne karşı genel haciz yoluyla takibe girişmiştir. Ancak daha sonra kendisinden önce birçok alacaklının daha borçluya karşı takip yapıp mallarına haciz koyduklarını öğrenen Ahmet, bu takip yolunu bırakarak borçluya karşı iflas yoluyla takip yapmayı düşünmektedir. Bu mümkün müdür? Mümkün değilse neden? Mümkün ise nasıl? Açıklayınız. 3 p.

İİK m.43 gereği mümkündür. Zira haciz veya iflas yollarından birini seçen alacaklı bir defaya mahsus olmak üzere o yolu bırakıp harç ödemeksizin diğer yola yeni baştan başvurabilir. Olayımızda da Ahmet, haciz yoluna bırakarak, iflasa tabi borçlusu aleyhine harç ödemeksizin iflas yoluyla takipte bulunabilir.

2.       Ahmet’in yaptığı takip sonucunda 10 Mayıs 2012 tarihinde Z Ltd. Şti.nin iflasına karar verildiğini varsayalım. Bu iflas kararının;
a)       Z Ltd. Şti.nin başka bir alacaklısı olan Emin’in yaptığı icra takibine; 5 p.
İflas külli bir icra yolu olduğundan ve alacaklıların eşit işlem görmesinden hareketle, külli bir icra olan iflas prosedürü yanında kural olarak, cüz’i icraya devam edilmesine ve müflise karşı yeni bir icra takibi yapılmasına imkan yoktur. Bu nedenle iflas kararının verilmesiyle birlikte, iflasın açılmasından önce müflise karşı Emin’in başlamış olduğu takipler kural olarak durur; iflas kararının kesinleşmesi ile de düşer. Bundan başka, müflise karşı iflas süresince yeni takip yapılamaz.


b) Z Ltd. Şti.nin iflas kararından önce taşınmazlarından birisini başkasına devretmesinden dolayı, alacaklılardan İsmail’in açmış olduğu tasarrufun iptali davasına;
Etkileri ne olacaktır? Ayrı ayrı açıklayınız. 5 p.
İflas kararından önce açılan, müflisin olayımızda davalı olduğu tasarrufun iptali davası, iflasın açılması ile birlikte durur. Bu durma, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonraya kadar devam eder; ancak bundan sonra duran hukuk davalarına devam edilebilir.  Müflisin davalı olduğu bu dava bakımından, iflas idaresi alacakları incelerken , müflise dava açan alacaklının (olayımızda İsmail) alacağının mevcut olup olmadığı hakkında karar veremez; sadece bu alacağı davalı alacak olarak sıra cetveline geçirir.  Bu alacağın (davanın) kabul edilip edilmeyeceği yönündeki kararı 2. Alacaklılar toplantısı verir. 2. Alacaklılar toplantısı, davaya devam edileceği yönünde karar verirse, iflas idaresi 2. Alacaklılar toplantısından on gün sonra davaya müflis yerine devam eder. 

3.       İflasın açılmasından sonra Z Ltd. Şti. kendisinin keşidecisi olduğu, Lehdarı İsmail olan ve vadesi gelmiş olan bir bono bedelini ödemiştir. Bu ödeme geçerli midir? Geçerli ise neden? Geçerli değilse, geçerli olması için hangi şartların bulunması gerektiğini açıklayınız. 5 p.
1.ihtimal:
İflasın açılması ile ilanı arasında müflisin bono bedelini ödemesi halinde, bu ödemenin geçerli olabilmesi için şu şartların birlikte yer alması gerekir:
-          Müflisin bedelini ödediği bononun müflis tarafından iflas açılmadan önce imzalanmış olması,
-          Bu senetlerin vadelerinin gelmiş olması ve müflisin senet bedelini vadesinde ödemiş olması,
-          Bu ödemenin iflasın ilanından önce yapılmış olması,
-          Kendisine ödeme yapılan senet hamilinin iflasın açıldığını bilmemesi, yani iyi niyetli olması,
-          Lehdarın müracaat şartını gerçekleştirmiş olması gerekir. Yani senet hamilinin, borçlunun ödemeyi reddetmesi halinde bir üçüncü kişiye rücu hakkını kullanabilecek durumda olması gerekir. Olayda lehdarın müracaat şartı yani hamil rücu hakkını kullanabilecek durumda olmadığından dolayı, ödeme geçerli değildir.
2.ihtimal:
Ödeme iflasın ilanından sonra yapılmışsa, ki olayımızda ne zaman yapıldığına ilişkin kesin bir bilgi olmadığından, iyi niyet iddiası söz konusu olmayacak ve yapılan ödeme geçerli sayılmayacaktır.

4.        İflasın açıldığının ilan edilmesinden sonra, Ahmet 50.000 TL, Mehmet 30.000 TL, Veli ipotek ile güvence altına alınmış 100.000 TL alacaklı olduğunu bildirirse,
a)       Bu alacak iddialarının yerinde olup olmadığını hangi organ inceler? Anlatınız. 3 p.
Bu alacak iddialarının yerinde olup olmadığını iflas idaresi inceler. Zira alacakların ve istihkak iddialarının yazdırılması için verilen bir aylık sürenin sonunda ve iflas idaresinin seçilmesinden itibaren en geç üç ay içinde iflas idaresinin bu alacak ve istihkak iddialarını inceleyip, bitirmesi gerekir. İflas idaresi masaya yazdırılan her bir iflas alacağı hakkında ayrı ayrı inceleme yapar; iflas idaresi, masaya yazdırılan alacağın mevcut olup olmadığı, mevcutsa ne oranda mevcut olduğu, yazdırılan alacağın alacaklısının gerçek alacaklı olup olmadığı veya bir imtiyazın söz konusu olup olmadığını inceler. Bu noktada alacaklı da, alacağını ispata yarayan delillerini iflas idaresine vermeli, yoksa iflas idaresi alacağı reddedebilir. İflas idaresi delillerle birlikte müflisin defter ve belgelerini de inceler ve bir sonuca varır. Masanın durumunu en iyi bilen müflis olduğundan dolayı, iflas idaresi her alacak iddiası hakkında ne diyeceğini de müflise sorar. Ancak iflas idaresi müflisin vereceği cevaplarla bağlı değildir. Her alacak iddiası hakkında yapacağı inceleme üzerine kabul veya red yönünde karar verir.

b)       Yapılan inceleme sonucunda alacaklar reddedilirse, Ahmet, Mehmet ve Veli alacaklarını hangi yola başvurarak kesinleştirebilirler? 5 p.
İflas idaresi tarafından yapılan inceleme sonucunda, alacakları kabul veya reddedilen alacaklılar sıra cetveline itiraz davası açarak iflas idaresinin vermiş olduğu kararlara, maddi hukuk bakımından itiraz edebilirler.
İflas kararı verilen yerdeki ticaret mahkemesinden, sıra cetvelinin ilanından itibaren on beş gün içinde davasını masaya (iflas idaresine) karşı açar. Bu kayıt kabul davası ile birlikte alacaklılar, iflas idaresinin alacağını kısmen veya tamamen haksız olarak reddettiğini iddia ederek, masanın bu alacağı ödemeye mahkum edilmesini isterler. Alacağın varlığını ispat yükü, davacı alacaklılardadır. Alacaklılar davayı kazanırlarsa, sıra cetveli mahkeme kararına göre düzeltilir.



OLAY III
1.       Borca batık olan Tacir Ahmet;
2.       Ödeme güçlüğü içine düşmüş olan X Anonim şirketi;
3.       Yine borca batık olan Y Ltd. Şti.
İçine düştükleri zor durumdan kurtulmak için İcra ve İflas Kanununda öngörülen hangi yol veya yollara başvurabilirler? Bu yollar içerisinde kendileri için en uygun olan kurum hangisidir? Her biri için ayrı ayrı ve karşılaştırmalı olarak açıklayınız. 9 p.
Borca batık gerçek kişi tacir Ahmet açısından başvurulabilecek tek yol konkordatodur. (A), gerçek kişi olmasından dolayı iflasın ertelenmesi yoluna, sermaye şirketleri ve kooperatifler için uygulanan uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma yoluna başvurulamaz. Konkordato elinde olmayan nedenler ile iyi gitmeyen mali durumu bozulmuş olan borçluları korumak ve alacaklılar arasında ki eşitliği sağlamak için kabul edilen bir müessesedir. Burada (A) henüz iflas etmemiştir ve alacaklılarına karşı konkordato teklif ederse ve konkordato kabul ve tasdik olunursa (A)  iflas etmekten kurtulur. (A)'nın yapacak olduğu bu teklife adi konkordato denir.
Ödeme güçlüğüne düşen (X) Anonim şirketi açısından, konkordato ve uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma, şirketin zor durumdan kurtulabilmesi için başvurabileceği yollar arasındadır. Bu yollar arasında başvurulabilecek en iyi yol konkordatodur. Zira konkordatoda, önce mahkemeden mehil istenir ve bunun üzerine alacaklılar toplantısı gerçekleştirilir; oysa yeniden yapılandırmada önce alacaklılara başvuru ve daha sonra mahkemeden mehil istenmesi söz konusu olduğundan dolayı yeniden yapılandırmada alacaklıların anlaşması ön plana çıkıyor ve konkordato gibi bir koruma sağlayamıyor. Ayrıca uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma konkordatoya nazaran daha uzun ve masraflı bir yol olduğundan dolayı konkordato daha lehe bir yoldur. .
Borca batık durumdaki (Y) limited şirketi açısından başvurulabilecek yollar konkordato, uzlaşma suretiyle şirketlerin yeniden yapılandırılması ve iflasın ertelenmesi yollarıdır. Başvurulabilecek bu yollar arasında ise en iyi yol, iflasın ertelenmesi kurumudur. İflasın ertelenmesi alacaklıların kabulüne bağlı bir şart olmadığı için, kısa sürede mahkemeden tedbir kararı alınabildiği ve erteleme süresi 5 yıla kadar uzatılabileceği için daha avantajlı bir yoldur.

METİN SORUSU
1.       Tasarrufun iptali davasının hukuki niteliğini anlatınız. 7 p.
Tasarrufun iptali davasına konu yapılan tasarruf başlangıçta geçerlidir, ancak iptal davası kazanılınca tasarruf tamamen iptal edilecek değildir. maddi hukuk bakımından tasarrufun iptali söz konusu değildir; eğer öyle olsaydı malın tekrar borçlunun mülkiyetine dönmesi gerekirdi. Oysa burada iptal edilen tasarrufun konusu malı, sadece davacı alacaklı bakımından borçlunun malvarlığına sayılmakta ve alacaklı alacağını aldıktan sonra geriye para artarsa, bu para borçluya değil lehine tasarruf yapılmış olan üçüncü kişiye verilmektedir. İflasta ise, malın bedeli tüm alacaklıların alacağını ödemeye yetmeyeceğinden, malın satış bedelinin tamamı iflas masasında kalır ve lehine tasarruf yapılmış olan üçüncü kişi için geriye para artmaz. Eğer, iptale konu malın bedeli yüksek olursa, bütün iflas alacaklıların alacağı ödendikten sonra, geriye para artarsa, bu para müflise değil, lehine tasarruf yapılan üçüncü kişiye verilir.  bu nedenlerle, iptal davası malın aynına ilişkin bir ayni dava olmayıp, şahsi bir davadır. Yani bu dava ile malın mülkiyetinin davalı üçüncü kişiden alınarak, borçluya ait olduğuna karar verilmemekte, sadece davacı alacaklı malın bedelinden alacağını yani kişisel hakkını alma yetkisini elde etmektedir.