OLAY:
Konya’da ikamet eden emekli memur Mehmet, birikimleri ile Antalya’da inşaat işleriyle uğraşan Turan’dan 100.000 TL’ye bir daire satın almıştır. Taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre, satış bedelinin yarısı hemen, yarısı ise bir ay sonra tapu işlemleri bitip daire Mehmet adına tescil edilince ödenecektir. Ayrıca taraflar bu sözleşme nedeniyle aralarında bir uyuşmazlık çıkarsa Ankara mahkemelerinin yetkili olacağını kararlaştırmışlardır. Mehmet anlaşma gereği 50.000 TL’yi ödemeye hazır olduğunu belirtmiş ve Turan’dan dairenin tescili için gerekli işlemleri yapmasını istemiştir. Mehmet’in noterden çektiği ihtarnameye rağmen Turan dairenin tescili yönünde bir işlem gerçekleştirmemiştir.
SORULAR:
1. Mehmet’in Turan’a ödediği 50.000 TL’nin kendisine iadesi amacıyla açacağı davada;
a. Görevli mahkeme neresidir?
b. Yetkili mahkeme neresidir?
c. Mehmet bu davasını Ankara’da açabilir mi?
d. Mehmet bu davasını Ankara’da açarsa Turan buna karşı koyabilir mi?
2. Bu davanın Sulh Hukuk Mahkemesinde açıldığını ve mahkemenin herhangi bir talep olmaksızın görevsizlik kararı verdiğini varsayarak mahkemenin kararını değerlendirip, bu aşamadan sonra kimin ne şekilde hareket etmesi gerektiğini belirtiniz.
3. Mehmet davasında para alacağını değil de söz konusu dairenin kendi adına tescilini istemiş olsaydı birinci soruya vereceğiniz cevap değişir miydi?
4. Görevli mahkemede açılan davanın tahkikatı devam ettiği sırada Mehmet, hakim Hakkı’nın Turan’ın dayısının torunu olduğunu öğrenmiştir. Bu durumun yargılamaya bir etkisi olur mu?
5. Hakim Hakkı’nın tahkikata devam ettiğini ve yargılama sonunda hukuka aykırı olarak Mehmet aleyhinde hüküm verdiğini kabul edersek Mehmet’in uğradığı zararı Hakkı’dan talep etmesi mümkün müdür?
CEVAP ANAHTARI
1.
a. 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu m.3/c de “konut” bu kanun kapsamında bir “mal” olarak belirtilmiştir. Aynı kanunun 23. Maddesine göre ise kanunun uygulanmasından doğan her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Dolayısıyla bu dava Tüketici mahkemelerinin görev alanına girmektedir.
Burada uyuşmazlığın değeri 1031,87 TL’nin üzerinde olduğundan Mehmet doğrudan doğruya Tüketici Mahkemesine başvurabilir. Ancak Tüketici sorunları hakem heyetine başvurması da mümkündür; lakin bu durumda heyetin vereceği kararlar Tüketici Mahkemesinde delil olarak kullanılabilir.
b. HMK m. 6’ya göre davalı Turan’ın ikametgahı olan Antalya mahkemeleri genel yetkili mahkemedir.
Uyuşmazlık bir sözleşmeden kaynaklandığından m.10’a göre sözleşmenin ifa yeri mahkemesi de yetkilidir. Burada bir para borcu söz konusu olduğundan alacaklı ikametgahı mahkemesi yetkilidir. TKHK m. 23/3 e göre davacının ikametgahı mahkemesi de (Konya mahkemeleri) yetkilidir.
Diğer bir ihtimal de burada kesin olmayan bir yetki hükmü söz konusudur. Dolayısıyla yetki itirazı bir ilk itirazdır. Bu davanın yetkisiz bir mahkemede açılması durumunda, davalı taraf süresi içinde yetki itirazında bulunmaz ise başlangıçta yetkisiz olan mahkeme yetkili hale gelecektir (m.19/4)
c. Taraflar yaptıkları sözleşmeye, aralarında çıkacak uyuşmazlıkların Ankara mahkemelerinde çözüleceği hükmünü koymuşlardır. Bu hükmün usul hukuku açısından niteliği “yetki sözleşmesi”dir. HMK, HUMK’dan farklı olarak m.17’de yetki sözleşmesinin ancak tacirler ve kamu tüzel kişileri arasında düzenlenebileceğini hükme bağlamıştır. Olayımızda Turan’ın tacir olduğunu kabul etsek dahi Mehmet tacir değildir. Dolayısıyla bu yetki sözleşmesi hüküm doğurmaz.
Bu dava Ankara mahkemelerinde açıldığı takdirde yetki itirazında bulunulabilir.
d. Yukarıda belirttiğimiz gibi Ankara mahkemeleri yetkisiz mahkemelerdir. Dava Ankara mahkemelerinde açıldığı takdirde bu duruma karşı koyulabilir. Buradaki yetki hükmünün kesin olmayan bir yetki hükmü olduğunu da göz önüne alırsak davalı taraf yetki itirazını cevap dilekçesinde ileri sürmelidir. Bu itirazını daha sonra ileri süremeyeceği gibi mahkeme de resen dikkate alamaz.
Burada Turan cevap dilekçesinde yetkili mahkemeyi de göstererek yetki itirazında bulunmak zorundadır.
2. HMK m. 1’e göre göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir ve m. 114/c ye göre görev bir dava şartıdır. M. 115’e göre mahkeme dava şartlarının var olup olmadığını resen gözetebileceği/gözetmek zorunda olduğu gibi taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilir. Dolayısıyla burada mahkemenin kendiliğinden görevli olup olmadığını incelemesi ve görevsiz olduğunun tespiti halinde görevsizlik kararı vermesi doğrudur.
Görevsizlik kararı üzerine m. 20’de belirtildiği üzere her iki taraf da kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesini istemesi gerekir.
3. Bu durumda da uyuşmazlığın konusu TKHK’nın alanına girdiğinden görevli mahkemede bir değişiklik olmaz.
Yetki noktasında ise bu durumda gayrimenkulün aynına ilişkin bir dava olduğundan HMK m. 12’e göre bu dava sadece taşınmazın bulunduğu yer yani Antalya mahkemelerinde açılabilir. Zira bu durumda yetki hükmü kesindir.
Yetki sözleşmesi noktasında bir değişiklik söz konusu değildir. Ankara mahkemeleri yetkisiz mahkemedir. Ancak bu durumda yetki hükmü kesin olduğundan ve burum bir dava şartı olduğundan mahkeme resen bu durumu dikkate alıp yetkisizlik kararı verebileceği gibi taraflar da her zaman yetki itirazında bulunabilir.
4. Hakimin yasaklılığında 3. Dereceye kadar, hakimin reddinde ise 4. Dereceye kadar bir akrabalık olması durumu düzenleme altına alınmıştır. Ancak m.36 da sayılan sebepler hakimin tarafsızlığının şüpheye düşüldüğü durumlara birer örnektir. Burada da her ne kadar kanunda doğrudan belirtilen bir akrabalık söz konusu olmasa da hakimin bu akrabalık nedeniyle davada tarafsız kalamayacağını iddia ve ispat ederek hakimin reddini isteyebiliriz.
5. Bir hakimin bir davada yanlış karar vermiş olması bize, doğrudan hakimin sorumluluğuna gitme hakkını vermez. Hakimin sorumluluğuna gidebilmemiz için m. 46’da sınırlı olarak sayılan sebeplerden en az birinin bulunması gerekir. Burada belirtilen sebeplerden birinin varlığı ispat edilecek olursa (olayımızda özellikle m. 46/a) hakimin sorumluluğuna gidilebilecektir.
Ancak HMK bu davanın hakime karşı değil devlete yani Adalet Bakanlığına karşı açılması ilkesini kabul etmiştir. Olayımızda bu dava, bir ilk derece mahkemesi hakimi söz konusu olduğundan ilgili Yargıtay dairesince görülecektir. Bu davanın reddi halinde ise m. 49’a göre 500 TL’den 5.000 TL’ye kadar disiplin para cezası söz konusu olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder