SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
2011 – 2012 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI MEDENİ
USUL HUKUKU
İKİNCİ ÖĞRETİM VİZE SINAVI
TALİMAT: Sınav
süresi 90 dakikadır. Cevaplar özlü
ve gerekçeli olacak, gerekçesiz cevaplara puan verilmeyecektir. Yazının okunaklı
olmasına dikkat edilmelidir. Sorular sırasıyla cevaplanmalıdır. Gerekçesiz olması kaydıyla HMK kullanmak serbesttir. Mürekkepli
kalem kullanılacaktır. 17.01.2012
OLAY I:
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Ahmet’e ait merkezi
Güney Afrika’da bulunan Black&White Corp. Şirketi ile Meltem Ltd. Şti.,
Meltem Ltd. Şirketinin Antalya ilinde yapmaya karar verdiği otelin inşası
konusunda anlaşmışlardır. Taraflar yaptıkları bu sözleşmede, aralarında bir
uyuşmazlık çıkması durumunda uyuşmazlığın İstanbul mahkemeleri tarafından
çözüleceğini kararlaştırmışlardır.
İnşaat tamamlanmış olmasına rağmen, Meltem Ltd. Şti, Black&White Corp. Şirketine yapması
gereken 500.000 TL’lik ödemeyi yapmamıştır. Bu nedenle Black&White Corp.
Şirketi Meltem Ltd. Şirketine dava açmayı düşünmektedir.
Bu arada Black&White Corp. Şirketi, alacaklarını
tahsil edememesi nedeniyle zor durumda kalmış ve İsmet’in de aralarında
bulunduğu 45 işçinin sözleşmelerini feshetmiştir.
SORULAR:
1.
Black&White
Corp. Şirketinin açacağı alacak davasında görevli mahkeme neresidir? Neden? (5
P.)
2.
Bu davada
yetkili mahkeme neresidir? Neden? (5 P.)
3.
Bu davanın
Ankara mahkemelerinde açılırsa, davalı taraf bu duruma itiraz edebilir mi?
Neden? Cevabınız evet ise nasıl? (5 P.)
4.
Meltem Ltd.
Şirketini temsil eden avukatlar davacının yabancı olmasından dolayı usul hukuku
açısından nasıl bir savunmada bulunabilirler? (5 P.)
5.
Dava
neticesinde mahkeme Black&White Corp. aleyhine karar vermiş, ancak Yargıtay
söz konusu kararı bozmuştur. Black&White Corp. alacağına geç kavuşması
nedeniyle uğradığı zararı hâkim Hulusi’den isteyebilir mi? İsteyebileceğini
kabul edersek; bu davasını vekili vasıtasıyla açabilir mi? Neden? (8 P.)
6.
Davaya bakan hâkim
Hulusi, davacı vekili Cemile’nin eski nişanlısıdır. Bu durumun davaya bir
etkisi olur mu? Neden? (5 P.)
7.
Davacı dava
dilekçesinde davanın dayandığı vakıaları yeterince ortaya koymamıştır. Bunun
üzerine mahkeme, davacıya söz konusu eksikliği gidermesi için bir haftalık süre
vermiştir. Davacı verilen süre içerisinde de eksiliği gidermeyince mahkeme,
davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Mahkemenin kararı doğru mudur?
Doğru ise Neden? Değilse, mahkemenin nasıl hareket etmesi gerektiğini
belirtiniz. (10 P.)
8.
İsmet,
Black&White Corp. Şirketine karşı 27.09.2011 tarihinde kıdem tazminatı
alacağına ilişkin şimdilik kaydıyla 5.000 TL değerinde bir kısmi dava açmış;
ancak mahkeme 5.11.2012 tarihinde alacak miktarının belli olması nedeniyle
davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin bu kararını Medeni Usul Hukuku
bilgileriniz çerçevesinde değerlendiriniz. (10 P.)
OLAY II:
DSİ bir baraj yapımı nedeniyle Behlül’ün tarlaları
kamulaştırılmıştır. Behlül ise söz konusu kamulaştırmanın iptali, bu istemi
kabul edilmez ise kamulaştırma bedelinin 35.000 TL’den, 55.000 TL’ye
çıkartılması amacıyla dava açmayı düşünmektedir.
SORULAR:
1
Behlül’ün bu
şekilde bir dava açması mümkün müdür? Medeni Usul Hukuku bilgileriniz
çerçevesinde değerlendiriniz. (7 P.)
2. Sadece kamulaştırma bedelinin artırılması amacıyla
açılacak davanın tarafları kimlerdir? (5 P.)
3. Mahkeme, tahkikat devam ettiği esnada DSİ’yi temsil
eden avukatların vekâletnamelerinin noter tarafından hazırlanmadığını fark
etmiştir. Bu durumun yargılamaya bir etkisi olur mu? (5 P.)
4. Behlül açtığı bu davada;
a.
Cevaba cevap
dilekçesinde dava konusunu 80.000 TL’ye çıkarmayı düşünmektedir. Bu mümkün
müdür? (5 P.)
b.
Ön inceleme
aşamasında dava konusunu 80.000 TL’ye çıkarmayı düşünmektedir. Bu mümkün müdür?
(5 P.)
5. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün cevap dilekçesi
15.01.2012 tarihinde Behlül’ün kızının tebligatı almaya yanaşmaması nedeniyle
durum hakkında muhtara bilgi verilerek Behlül’ün oturduğu apartmanın
yöneticisine teslim edilmiştir. Behlül, cevaba cevap dilekçesini en geç ne
zaman verebilir? (5 P.)
II. METİN SORUSU: Belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki
farkları yazınız. (10 P.)
Başarılar Dileriz.
Doç. Dr. İbrahim
Ercan
CEVAP
ANAHTARI
OLAY I:
1. Ticari davalar mutlak
ticari davalar ve nisbi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılır. Ticari
davalara dava konusunun değerine bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi
tarafından bakılır. Olayımızda her iki taraf da tacir olduğundan ve dava konusu
olan uyuşmazlık her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olduğundan nisbi
ticari dava söz konusudur . Dolayısıyla
bu dava, dava konusunun değerine bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmelidir .
2. Taraflar aralarında yaptıkları sözleşmeye bir
yetki hükmü koymuşlardır. Ancak HMK m. 17/1’e göre yetki sözleşmesinin
yapılabilmesi için her iki tarafın tacir ya da kamu tüzel kişisi olması gerekir
. Aynı zamanda HMK m. 18’de
belirtilen şartlarında yerine getirilmiş olması şarttır. Buna göre yetki
hükmünün niteliği kesin olmamalı ve yetki sözleşmesinin uygulanacağı
uyuşmazlığın ve yetkilendirilen mahkemelerin belli edilmiş olması gerekir.
Olayımızda
her iki taraf da tacirdir. Olaya uygulanabilecek özel yetki hükmü HMK m. 10’da
düzenlenen sözleşmeden kaynaklanan yetki olabilir ve bu yetki hükmünün niteliği
kesin değildir. Ayrıca taraflar aralarında yaptıkları sözleşme nedeniyle bir
uyuşmazlık çıkması durumunda İstanbul mahkemelerinin yetkili olacağını
belirterek belirlilik şartını da sağlamışlardır. Dolayısıyla tarafların
aralarında yapmış oldukları yetki sözleşmesi geçerlidir.
Ancak HMK m. 17/1,2’ye
göre aksi belirtilmediği sürece dava sadece sözleşmeyle belirtilen mahkemede
açılabilir. Genel yetkili veya özel yetkili mahkemede açılamaz. Diğer bir
ifadeyle mahkemenin yetkisi kesindir. Dolayısıyla bu dava sadece tarafların
aralarında yetki sözleşmesi ile yetkili kıldıkları İstanbul mahkemelerinde
açılabilir.
3. Olayımızda Ankara mahkemeleri
yetkisiz mahkemelerdir. Dolayısıyla davalı tarafın yetki itirazında bulunması
mümkündür. Ancak bu noktada itirazın usulünü belirlerken öncelikle yetki
hükmünün niteliğini belirlemek gerekir.
Yukarıda belirttiğimiz üzere
burada yetki hükmünün niteliği kesin yetkidir. Dolayısıyla burada bir dava
şartı söz konusudur (HMK m. 114/ç). HMK m. 19/1 gereğince yetki hükmünün kesin
olduğu davalarda mahkeme resen yetkili olup olmadığını araştırmak zorundadır.
Davalı taraf da her zaman yetki itirazında bulunabilir.
4. Her ne kadar davacı şirketin sahibi
bir T.C. vatandaşı olsa da şirket bir yabancı tüzel kişidir. MÖHUK m. 48’e göre
Türk mahkemelerinde dava açan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve
takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin
belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.
Dolayısıyla
olayımızda davalı taraf, davacının yabancı tüzel kişi olması nedeniyle teminat
yatırması gerektiği yolunda bir itirazda bulunabilirler. Bu durum her ne kadar
HMK’da doğrudan düzenlenmemiş olsa da; HMK m. 114/ğ’de teminat gösterilmesine
ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi bir dava şartı olarak
belirtildiğinden mahkeme bu durumu resen göz önüne alabileceği/almak zorunda
olduğu gibi taraflarda yargılamanın her aşamasında bunu dile getirebilirler.
5. Hangi durumlarda hakimin hukuki
sorumluluğuna gidilebileceği HMK m. 46’da tahdidi olarak sayılmıştır.
Dolayısıyla ancak burada sayılan durumlarda hakimin hukuki sorumluluğuna
gidilebilir. Maddede, verilen bir kararın Yargıtay tarafından bozulması sayılan
sebeplerden biri değildir. Dolayısıyla davalı tarafın yalnız bu nedenle hakimin
hukuki sorumluluğuna başvurması mümkün değildir.
Ancak
mümkün olduğunu kabul edersek bu halde dahi davayı hakim Hulusi’ye karşı açması
mümkün değildir. Bu dava Hulusi aleyhine değil devlet (Adalet Bakanlığı)
aleyhine (HMK m. 46/1), ilgili Yargıtay dairesinde (HMK m. 47/1,1) açılır. Dava reddedildiği taktirde davacı, 500 TL’den
5000 TL’ye kadar para cezasına mahkum edilir.
Davaya
vekaletin içeri HMK m. 73’de, yapılabilmesi için vekile özel yetki verilmesi
gereken durumlar ise HMK m. 74’de sayılmıştır. HMK m. 74’e göre hakimler
aleyhinde devlet aleyhinde tazminat davası açabilmek için vekile özel yetki
verilmesi gerekir.
6. Hakimin yasaklılık nedenleri HMK m.
34’de düzenlenmiştir. Her ne kadar m.34/e’de nişanlılık bir yasaklılık nedeni
olarak gösterilmiş ise de Hulusi Cemile’nin eski nişanlısıdır dolayısıyla bu
durum bir yasaklılık nedeni değildir.
HMK
m. 36’da ise halimin reddi nedenleri sayılmıştır ancak bu sayma tahdidi
değildir. Hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren durumlarda, maddede
açıkça sayılmamış olsa dahi, hakimin reddi istenebileceği gibi hakim de kendi
kendini reddedebilir. Dolayısıyla
Hulusi ile Cemile eski nişanlı olduğu için davalı taraf, hakimin tarafsız
kalamayacağını iddia ve ispat ederek hakimin reddi talebinde bulunabilir.
7. HMK m. 119/e’de
davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık
özetlerinin dava dilekçesinde bulunması gerektiği belirlenmiştir. HMK
m.119/2’de ise a,d,e,f, ve g bentleri dışındaki eksiklerin bulunması halinde
kesin süre verilmesi ve süre sonunda eksikliğin giderilmemesi durumunda davanın
açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Ancak
vakıalar noktasındaki eksiklikte bu usulün uygulanması, diğer bir ifadeyle
mahkemenin süre vermesi ve bu süre sonunda eksiklik giderilmez ise davanın
açılmamış sayılmasına karar verebilmesi mümkün değildir.
Dava
dilekçesinde bu şekilde bir eksiklik bulunması davacı taraf açısından davayı
genişletme hususunda olumsuz bir durum oluşturacaktır. Mahkeme, dilekçeler
aşaması içerisinde dava dilekçesinde belirtmediği vakıaları ileri sürerse
bunları dikkate alarak hüküm verir. Dilekçeler aşamasından sonra ileri
sürülmesi durumunda ise davalının açık onayı yok ise bu durum davayı genişletme
teşkil edeceğinden dikkate alınmaz ve hükme esas alınmaz.
8. Kısmi dava açabilmek için HMK m.
109/2’ye göre talep konusunun dava açılırken tartışmasız veya açıkça belirli
olmaması gerekir. Öncelikle kıdem tazminatı alacağının taraflar arasında
tartışmasız veya açıkça belirli olup olmaması somut duruma göre değişebilir.
Eğer işçi gelirleri sadece çıplak maaşından ibaret ise yıl içine yayılmış
çeşitli ödemeler yada sosyal yardımlar yok ise burada da alacağın belirli
olduğunun kabulü daha doğru olacaktır.
Ancak
bu halde dahi dava açıldığı tarihte HMK değil, HUMK yürürlüktedir. HMK m. 448’e
göre HMK hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla hemen
uygulanacaktır. Ancak dava açıldığı tarihte HUMK yürürlükte olduğundan ve bu dönemde
yukarıda belirtilen şartlar olmaksızın kısmı dava açabilmek caiz olduğundan bu
davanın kısmi dava olarak açılmasında sakınca yoktur.
OLAY II:
1. Behlül bu davasında
öncelikle kamulaştırma işleminin iptalini, bu talep kabul edilmez ise kamulaştırma
bedelinin artırılmasını talep etmiştir. Her ne kadar burada HMK m. 111’de
düzenlenen terditli dava varmış gibi görünse de ; olayımızda bu mümkün
değildir. Zira kamulaştırma işleminin iptali davaları idari yargıda,
kamulaştırma bedeline itiraz davaları ise Kamulaştırma Kanunu m. 10 gereğince
adli yargıda açılması gereken davalardır.
Dolayısıyla bu taleple bir dava açılması durumunda mahkeme, yargı yolu HMK
m. 114 gereğince bir dava şartı olduğundan, bu durumu resen dikkate alıp, dava
şartı eksikliğinden davanın iptal istemi açısından reddine karar verir.
2. Bu davanın davacısı
subjektif hakkının ihlal edildiğini ileri süren Behlül’dür. Davalı taraf ise
DSİ Genel Müdürlüğünün tüzel kişiliği bulunduğundan DSİ Genel Müdürlüğüdür.
3. HMK m. 76/1’e göre avukatlar, noter
tarafından onaylanan yada düzenlenen vekaletnamelerini mahkemeye sunmak
zorundadırlar. Davaya vekalet dava şartı olduğu için mahkeme bu durumu resen
dikkate alabilir. Ancak HMK m. 76/2’ye göre kamu kurumlarının avukatları
yetkili amirleri tarafından verilen vekaletnameler ile de davaya kabul
edilirler.
Olayımızda
DSİ bir kamu kurumu olduğundan vekaletnamenin noterden olmasına gerek yoktur.
b. Ön inceleme aşamasında
ise davalı tarafın açık muvafakati ile davasını genişletebilir. Ayrıca ön inceleme duruşmasına davalı
taraf mazeretsiz olarak katılmaz ise, davalı taraf serbestçe davasını
genişletebilir.
5. Tebligat Kanunu m.
21/1’e göre tebligat yapılabilecek kimselerden biri tebliğden imtina ederse;
tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyetine
teslim eder, teslim alanın adresini de belirten ihbarnameyi gösterilen adresteki
binanın kapısına yapıştırır ve durumu en yakın komşuya, kapıcıya veya
yöneticiye bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi
sayılır.
Ancak olayımıza
baktığımızda tebliğ memuru yukarıda belirtilen usule riayet etmemiştir. Dolayısı
ile yapılan tebligat usulsüz bir tebligattır. Ancak yapılan tebligat usulsüz olmasına rağmen muhatap tarafından
öğrenilmiş ise geçerli bir tebligattır. Ancak bu noktada tebligat tarihi
15.01.2012 değil muhatabın tebligatı öğrendiğini belirttiği tarih sayılacak ve
cevaba cevap dilekçesini bu tarihten itibaren iki hafta içinde mahkemeye
sunabilir.
METİN SORUSU:
Kısmi davada saklı tutulan kısım
belirlenebilir durumdadır, ancak taraflar arasında tartışmasız olarak ve açık
olarak belirli değildir, buna karşılık belirsiz alacak davasında alacağın
miktarı veya değeri tam ve kesin olarak belirlenebilme imkanı ortada yoktur.
Kısmi manevi tazminat davası
açılamaz. Ancak belirsiz alacak davası açılabilir.
Kısmi davada saklı tutulan kısmın
talep edilebilmesi için ıslah veya karşı tarafın açık muvafakatine ihtiyaç
varken, belirsiz alacak davasında bunlara ihtiyaç yoktur.
Kısmi davada zamanaşımı, sadece dava
edilen kısım için kesilirken, belirsiz alacak davasında zamanaşımı, dava
sonunda davaya konu olan kısmın tamamı için dava tarihinden itibaren kesilmiş
sayılır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder