27 Haziran 2012 Çarşamba

2011 – 2012 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI MEDENİ USUL HUKUKU II. ÖĞRETİM FİNAL SINAVI


29.05.2012
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
2011 – 2012 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI
MEDENİ USUL HUKUKU II. ÖĞTİM FİNAL SINAVI RE
Talimat: Sınav süresi 90 dakikadır. Cevaplar gerekçeli olacak, gerekçesiz cevaplara puan verilmeyecektir. Yazının okunaklı olmasına dikkat edilmelidir. Mevzuat kullanmak serbesttir. Siyah veya mavi mürekkepli kalem kullanılacaktır.                                                                                                                                                          
OLAY I:
İsmail, yaklaşık altı yıldır (1.5.2006’dan beri) ahşap kapı imalatı yapan Emrah’ın Konya’daki fabrikasında ustabaşı olarak çalışmaktadır. İşlerini geliştirmek isteyen ve bu amaçla yeni makineler alan Emrah, bu yatırımlar nedeniyle nakit sıkıntısına düşmüş ve son 5 aydır çalışanlarının ücretlerini ödeyememiştir. İsmail, son 5 aylık alacağı olan toplam 7.500 TL için dava açmayı düşünmektedir

SORULAR:
            1. Bu davada görevli mahkeme hangisidir? (5p.)
            2. İsmail, Emrah’ın cevap dilekçesi kendisine tebliğ edildikten sonra, aynı davada fazla mesai alacağı olan 1.000 TL’yi de istediğini belirtmiştir. Emrah ise bunun mümkün olmadığını iddia ederek itiraz etmiştir. Tarafların iddia ve itirazlarını da değerlendirerek mahkemenin nasıl hareket etmesi gerektiğini belirtiniz. (10p.)
            3. İsmail, davanın 3. Duruşmasına mazeretsiz olarak gelmemiş, ardından yenileme dilekçesi vermiştir. Aynı şekilde mazeretsiz olarak 5. Duruşmaya da gelmeyen İsmail tekrardan yenileme dilekçesi vermiştir. Mahkeme bu dilekçe üzerine nasıl bir karar vermelidir? Bu dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış olsaydı, cevabınız değişir miydi? (10p.)
            4. Dava devam ederken İsmail, görüşmek için Emrah’ın yanına girmiş, bu esnada bir tartışma çıkmıştır. Tartışma esnasında İsmail, Emrah’a karşı ağır hakaretler etmiştir. Tansiyonu aniden yükselen Emrah, beyin kanaması geçirmiş ve vefat etmiştir.
            a. Emrah’ın ölümünün davaya etkisi ne şekilde olacaktır? (5p.)
            b. Emrah’ın üç oğlundan biri olan Musa, babasına yaptığı hakaretler nedeniyle İsmail’e karşı manevi tazminat davası açabilir mi? (10p.)
            c. (b) şıkkında belirtilen davanın açılacağını varsayarsak, bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün müdür? (5p.)
            5. 7500 TL alacaklı olunduğu iddiasıyla açılan davada mahkeme, hükmünü her iki tarafın da hazır bulunduğu duruşmada, 5.8.2012 günü tefhim etmiş ve davalıyı 6500 TL ödemeye mahkum etmiştir. Bu karara karşı kim ya da kimler, en geç hangi tarihe kadar, hangi kanun yoluna başvurulabilir? (10p.)

OLAY II:
İzmir’de toptan kereste ticaretiyle uğraşan Volkan, Ankara’da mobilya üretimi ve ticareti yapan Fatih’e 65.000 TL değerinde mal satmıştır. Fatih, satım bedelinin 15.000 TL’sini peşin ödemiş, geri kalanını ise 3 ay sonra ödemeyi taahhüt etmiştir. Alacağını vadesinde alamayan Volkan geri kalan 50.000 TL alacağı dava açmayı düşünmektedir.

SORULAR:
1. Bu davada görevli mahkeme hangisidir? (5p.)
2. Taraflar aralarında yaptıkları satım sözleşmesi esnasında sözlü olarak, aralarında bu sözleşme nedeniyle çıkacak uyuşmazlıkların İstanbul mahkemeleri tarafından çözümleneceğini kararlaştırmışlardır. Buna göre bu davada yetkili mahkeme veya mahkemeler hangileridir? (10p.)
3.
a) Volkan bu davasını Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış ise, Fatih davanın bu mahkemede görülmesine engel olabilir mi? Olabilirse nasıl? Fatih’in bu başvurusu üzerine mahkeme nasıl bir karar vermelidir? Bu kararın niteliği nedir? (5p.)
b) Mahkemenin bu kararına karşı Volkan nasıl bir yol izleyebilir? (5p.)
            4. Fatih davada iddia edilen alacağın 30.000 TL’sini ödediğini, geri kalan 20.000 TL içinse 6 ay mühleti olduğunu ispat etmek için,  Volkan ile aralarında geçen ve Volkan’ın yukarıda belirtilen ifadeleri içeren telefon kaydına dayanabilir mi? Neden? Dayanabilir ise nasıl? (10p.)
            5. Mahkeme dava neticesinde Fatih’i 20.000 TL ödemeye mahkum etmiş, bu karara karşı yalnız Fatih kanun yoluna başvurmuştur. Kanun yolu incelemesini yapan merci, Volkan’ın alacağının 50.000 TL olması gerektiğini belirtip kararı bozmuştur. Bu kararı değerlendiriniz. (10p.)
Başarılar Dilerim.
Doç. Dr. İbrahim ERCAN                    

OLAY I:

1.      İşçi ile işveren arasında iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan doğan her türlü hak iddialarından doğan davalar iş davalarıdır. İş davaları iş mahkemesi görülmek zorundadır (5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 1) (3). Buna göre somut uyuşmazlığımızda işçi İsmail, İşvereni Emrah ile arasındaki uyuşmazlığın çözümü için açacağı davayı iş mahkemesinde açmak zorundadır(2).

2.      HMK m. 316/I/d gereğince iş ilişkisinden doğan davalar basit yargılama usulüne tabi davalardır. Diğer bir ifadeyle İş Mahkemesinde görülecek davalara basit yargılama usulü uygulanacaktır(3). HMK m. 319’a göre ise basit yargılama usulüne tabi davalarda iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı dava açılması ile başlayacaktır(4). Buna göre somut olayımızda açılacak dava İş Mahkemesinde görüleceği için bu davaya basit yargılama usulü uygulanacaktır. Olayda davacı cevap dilekçesi kendisine tebliğ edildikten sonra kural olarak dava dilekçesindeki iddiasına yeni bir iddia ekleyemeyecektir. Çünkü onun açısından davanın açılamasıyla birlikte iddiayı genişletme yasağı başlamıştır. Tüm bu durumlar karşısında mahkemenin davacının ileri sürdüğü talebi Emrah’ın açık rızası olmadığı için dikkate alamaması (reddetmesi) gerekir(3).

3.      Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılamaz (HMK m. 320/IV). Buna göre basit yargılama usulüne tabi davalarda dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve bunun devamında dosyanın işlemden kaldırılmasını takiben üç ay içinde verilecek bir dilekçe ile dosya yenilenebilir(2) (HMK m. 150/IV). Basit yargılama usulüne tabi davalarda bu şekilde yenileme işlemi yapıldıktan sonra bir kez daha takipsiz bırakılırsa artık dosyanın işlemden kaldırılmasına değil davanın açılmamış sayılmasına karar verilir(2). Dolayısıyla somut olayımızda basit yargılama usulüne tabi dava bir kez takipsiz bırakıldıktan sonra yenilenmiştir. Bunun bir kez daha takipsiz bırakılmışsa atık dava açılmamış sayılacağı için İsmail’in yenileme dilekçesi mahkeme tarafından reddedilecektir(1).

Asliye hukuk mahkemesinde görülen davalar yazlı yargılama usulüne tabi olacaktır. Yazılı yargılama usulüne tabi davalarda ise bir kere işlemden kaldırılmış olan dosya bu yenilemeden sonra bir kere daha yenilenebilir ancak ikinci bir kere daha yenilenemez (HMK m. 150/VI). Daha açık bir ifadeyle yazılı yargılama usulünde yenileme dilekçesi iki kere verilebilir. Üçüncü kez verilemez(3). Buna göre bu dava asliye hukuk mahkemesinde açılabiliyor olsaydı davaya yazılı yargılama usulü uygulanacaktı ve davacı İsmail ikinci kez de davayı yenileme talebinde bulunabilecekti(2)

  1. a. Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde davanın devam edip edemeyeceği davanın konusuna göre belirlenir. Mirasçılara geçmeyen haklara ilişkin davalar kural olarak (istisnası MK m. 181) konusuz kalır. Mirasçıları ilgilendiren, yani mirasçıların malvarlığını etkileyen davalar tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Çünkü bunlar malvarlığına ilişkindir(3). Buna göre somut olayımızdaki dava mal varlığına ilişkin bir davadır. Bu dava davalı Emrah’ın ölümü ile konusuz kalmayacak ve davaya ihtiyari dava arkadaşı olan mirasçılarına karşı devam edilecektir(1). Bu noktada hakimin HMK m. 55 hükümlerine göre murisin ölümü halinde mirasçıların mirası kabul veya reddetmemeleri halinde kanunda belirtilen süreler (MK’daki 3 aylık red süresi) geçene kadar davayı ertelemesi gerekir(1).

   b. Murisin mirasçılarına geçebilen mal varlığı üzerinde mirasçıların birlikte hareket etmesi gerekir. Manevi tazminat istemi, miras bırakan tarafından ileri sürülmedikçe mirasçılara geçmez(6). Buna göre somut olaydan anlaşıldığı kadarıyla Muris Emrah tarafından henüz daha dava konusu edilmemiş olan manevi tazminat istemi Musa tarafından dava konusu edilemeyecektir(4).

   c. Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının veya değerinin tam olarak belirlenebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği yahut imkansız olduğu hallerde, alacaklının hukuki ilişki ile asgari bir miktar ya da değer belirterek açtığı davaya belirsiz alacak davası denir. Buna göre belirsiz alacak ve tespit davasından bahsedebilmek için dava konusunun tam olarak belirlenebilmesinin imkansız olması gerekir(2). Bu çerçevede yapılacak değerlendirme ışığında eğer dava konusunun para alacağı olduğu manevi tazminat davalarında ileride ortaya çıkma ihtimali olan yani dava anında taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belli olmayan bir manevi zarar var ise belirsiz alacak davası açılabilecektir(3).

(Buna karşılık manevi tazminat taleplerinin bölünmeyeceği ve dava anında belirli olacağı yıllardan beri devam eden bir diğer tartışmadır. Şayet bu şekilde yapılan bir değerlendirme söz konusu olursa ve dava konusu manevi zararın belirsizliğinden bahsedilemeyecektir denilirse artık belirsiz alacak davasının açılabilmesi söz konusu olamayacaktır).   

5.      HMK Geçici 3. maddeye göre 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır(2). Bu çerçevede yapılacak değerlendirmeye göre somut olayda dava konusunun 7500 TL olduğu tespit edilmelidir. Bu talep üzerinde açılan dava sonucunda verilen karar üzerine İsmail 6500 TL alacak elde etmiştir. Buna karşı İsmail’in 1000 TL’lik talebi reddedilmiştir. 2012 yılı için Temyiz sınırı ise 1690 TL’dir. Buna göre İsmail reddedilen talebi 1000 TL için Emrah ise mahkum olduğu 6500 TL için temyize başvurmak isteyecektir(2). Bu sonuç ışığında Emrah’ın talebi bu sınırın üzerinde olduğu için temyiz yoluna başvurabilecektir(1).  Buna karşılık İsmail’in talebi temyiz sınırı olan 1690 TL’nin altında kaldığı için İsmail temyiz yoluna başvuramayacaktır(1). Ancak İsmail Emrah’ın temyiz başvurusu üzerine katılma yoluyla temyiz yoluna başvurabilecektir. Zira katılma yoluyla temyiz dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf temyize başvurma hakkı olmasa bile, cevap dilekçesiyle kendine özgü nedenler ileri sürerek temyiz yoluna başvurabilecektir. (1) Söz konusu dava iş mahkemesinde görüleceği için, iş mahkemesi kararlarına karşı tefhimden itibaren 8 gün içinde temyiz yoluna başvurulabilecektir. Buna göre 13.08.2012 tarihine kadar kanun yoluna başvurulabilecektir(2). Her ne kadar bu tarih adli tatil içerisinde olsa söz konusu davaya adli tatilde de bakılacağı için bu süre zarfında temyize başvurulmalıdır(1).


OLAY II 

1.Olayımızda İzmir’de kereste işi ile uğraşan Volkan ile Ankara’da mobilya üretim ve ticareti yapan Fatih arasında 50.000 TL’lik bir dava söz konusudur. Burada davanın iki tarafının tacir olması ve dava konusu uyuşmazlığın iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması sebebiyle bir nispi ticari dava söz konusudur(3). Ticari davalar HMK yürürlüğe girdikten sonra miktar ve değerine bakılmaksızın Asliye Ticaret mahkemesinde görülecektir. Bu sebeple bu davada görevli mahkeme Asliye Ticaret mahkemesidir(2).  

2.HMK m. 17 gereğince Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Yine HMK m. 18/II’ye göre ise Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır(3).
Somut olayımızda taraflar aralarındaki yetki sözleşmesini sözlü olarak yapmışlardır. Bu şartlar altında yapılan yetki sözleşmesi HMK m. 18/II gereğince geçerli olmayacaktır. Buna göre somut olayda yetki kuralı genel kurallara göre belirlenecektir(2). Taraflar arasındaki uyuşmazlık bir sözleşmeye dayandığı için HMK m. 10 gereğince sözleşmenin ifa edileceği yerde ve bu yetki kuralı kesin yetki kuralı olmadığı için genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesinde de dava açılabilecektir(2). Bu davada genel yetkili mahkeme davalı Fatih’in yerleşim yeri olan Ankara’da (olaydan anlaşıldığı kadarıyla) açabilecektir(1). HMK m. 10 gereğince sözleşmenin ifa edileceği yer ise olaydan anlaşılmamaktadır. Buna göre BK m. 73/I/1 gereğince (1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girecek yeni Borçlar Kanunu yürürlüğe girmediği için) ortada para borcu olduğu için alacaklının yerleşim yerinde ifası gerekir. Buna göre alacaklı Volkan’ın yerleşim yeri olan İzmir’de bu kural gereğince dava açılabilecektir(2).   

3.a. Ayrı bir asliye ticaret mahkemesi olan yerlerde asliye hukuk mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasında iş bölümü ilişkisi vardır. Ancak bu iş bölümü ilişkisi diğer iş bölümü ilişkilerinden iki bakımdan farklıdır. Bunlar; bu iş bölümü ilişkisi kanuna dayanmaktadır ve taraflar kural olarak iş bölümü itirazında bulunamamalarına rağmen, buradaki iş bölümüne ilk itiraz şeklinde itirazda bulunabilirler(2). İş bölümü itirazı ile davanın asliye hukuk mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasında devri sağlanabilir. İş bölümü itirazının reddi kararı nihai bir karar olmadığı için tek başına kanun yoluna götürülemez. İş bölümü itirazının reddi kararının yanlış olması tek başına esas hükmün bozulması için yeterli değildir. İş bölümü itirazını inceleyen mahkeme bu itirazı yerinde görürse gönderme kararı verir. Gönderme kararı nihai bir karardır(2).
Buna göre somut olayımızda Fatih bu davanın Asliye hukuk mahkemesinde görülmesine engel olabilmek için ilk itiraz şeklinde iş bölümü itirazı yapabilir. Bu itiraz üzerine Asliye hukuk mahkemesinin iş bölümü itirazını kabul ederek gönderme kararı vermesi gerekir(1).

b. Bu karar üzerine Fatih süresi içinde kanun yoluna başvurmamışsa kararın kesinleşmesinden itibaren, kanun yoluna başvurmuşsa başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye (Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesine) başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmelidir (HMK m. 20). Bu karara gönderme kararı denir(3). Gönderme kararı diğer nihai kararlardan farklı olarak tek başına kanun yoluna götürülemez. Gönderme kararı esas hükümle birlikte kanun yoluna götürülebilir. Ancak gönderme kararının yanlış olması tek başına esas hükmün bozulması için yeterli değildir(2).


4. HMK madde 193/II’ye göre hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaması gerekir. Bununla birlikte yine 193. madde ile bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verileceği düzenleme altına alınmıştır. Buna göre somut olayda adı geçen telefon konuşmaları hukuka aykırı yollardan elde edilmişse bunun delil olarak kullanılamaması gerekir(5). Eğer bu telefon konuşması hukuka uygun yollardan elde edilmişse HMK m. 199 gereğince belge niteliğinde olacaktır. Söz konusu belge HMK m. 202 uyarınca delil başlangıcı olarak değerlendirilecektir. Buna paralel olarak somut uyuşmazlığın kesin delillerle çözümünün gerektiği düşünüldüğünde delil başlangıcı olan ses kaydı HMK 202/I gereğince tanık delili ile birlikte senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde delil olarak değerlendirilebilecektir(5).

5. Bir hüküm davanın taraflarından yalnız biri tarafından temyiz edilirse Yargıtay, temyiz edilen hükmü temyiz eden aleyhine bozamaz. Buna aleyhe bozma yasağı denir(4). Aleyhe bozma yasağının istisnaları; dava şartları, kamu düzenini ilgilendiren hususlar, yürürlüğe girmiş yeni bir kanun, içtihadı birleştirme kararı ve Yargıtay’a göre Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının varlığıdır(3). Buna göre somut olayda ilk derece mahkemesi kararının yalnızca Fatih tarafından temyiz edilmesi halinde Yargıtay’ın aleyhe bozma yasağına aykırı olarak 20.000 TL’ ödemeyi 50.000 TL’ye çıkarması söz konusu olamayacaktır(3).


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder