29.05.2012
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
2011 – 2012 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI
MEDENİ USUL
HUKUKU II. ÖĞTİM FİNAL SINAVI RE
Talimat: Sınav
süresi 90 dakikadır. Cevaplar gerekçeli
olacak, gerekçesiz cevaplara puan verilmeyecektir. Yazının okunaklı olmasına
dikkat edilmelidir. Mevzuat kullanmak serbesttir. Siyah veya mavi mürekkepli
kalem kullanılacaktır.
OLAY I:
İsmail, yaklaşık altı yıldır (1.5.2006’dan beri) ahşap
kapı imalatı yapan Emrah’ın Konya’daki fabrikasında ustabaşı olarak çalışmaktadır.
İşlerini geliştirmek isteyen ve bu amaçla yeni makineler alan Emrah, bu
yatırımlar nedeniyle nakit sıkıntısına düşmüş ve son 5 aydır çalışanlarının
ücretlerini ödeyememiştir. İsmail, son 5 aylık alacağı olan toplam 7.500 TL
için dava açmayı düşünmektedir
SORULAR:
1. Bu davada görevli mahkeme hangisidir? (5p.)
2. İsmail, Emrah’ın cevap
dilekçesi kendisine tebliğ edildikten sonra, aynı davada fazla mesai alacağı
olan 1.000 TL’yi de istediğini belirtmiştir. Emrah ise bunun mümkün olmadığını
iddia ederek itiraz etmiştir. Tarafların iddia ve itirazlarını da
değerlendirerek mahkemenin nasıl hareket etmesi gerektiğini belirtiniz. (10p.)
3. İsmail, davanın 3.
Duruşmasına mazeretsiz olarak gelmemiş, ardından yenileme dilekçesi vermiştir.
Aynı şekilde mazeretsiz olarak 5. Duruşmaya da gelmeyen İsmail tekrardan
yenileme dilekçesi vermiştir. Mahkeme bu dilekçe üzerine nasıl bir karar
vermelidir? Bu dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış olsaydı, cevabınız
değişir miydi? (10p.)
4. Dava devam ederken İsmail,
görüşmek için Emrah’ın yanına girmiş, bu esnada bir tartışma çıkmıştır.
Tartışma esnasında İsmail, Emrah’a karşı ağır hakaretler etmiştir. Tansiyonu
aniden yükselen Emrah, beyin kanaması geçirmiş ve vefat etmiştir.
a. Emrah’ın ölümünün davaya
etkisi ne şekilde olacaktır? (5p.)
b. Emrah’ın üç oğlundan biri
olan Musa, babasına yaptığı hakaretler nedeniyle İsmail’e karşı manevi tazminat
davası açabilir mi? (10p.)
c. (b) şıkkında belirtilen
davanın açılacağını varsayarsak, bu davanın belirsiz alacak davası olarak
açılması mümkün müdür? (5p.)
5. 7500 TL alacaklı olunduğu
iddiasıyla açılan davada mahkeme, hükmünü her iki tarafın da hazır bulunduğu
duruşmada, 5.8.2012 günü tefhim etmiş ve davalıyı 6500 TL ödemeye mahkum
etmiştir. Bu karara karşı kim ya da kimler, en geç hangi tarihe kadar, hangi
kanun yoluna başvurulabilir? (10p.)
OLAY II:
İzmir’de toptan kereste ticaretiyle uğraşan Volkan,
Ankara’da mobilya üretimi ve ticareti yapan Fatih’e 65.000 TL değerinde mal
satmıştır. Fatih, satım bedelinin 15.000 TL’sini peşin ödemiş, geri kalanını
ise 3 ay sonra ödemeyi taahhüt etmiştir. Alacağını vadesinde alamayan Volkan
geri kalan 50.000 TL alacağı dava açmayı düşünmektedir.
SORULAR:
1. Bu davada
görevli mahkeme hangisidir? (5p.)
2. Taraflar
aralarında yaptıkları satım sözleşmesi esnasında sözlü olarak, aralarında bu
sözleşme nedeniyle çıkacak uyuşmazlıkların İstanbul mahkemeleri tarafından
çözümleneceğini kararlaştırmışlardır. Buna göre bu davada yetkili mahkeme veya
mahkemeler hangileridir? (10p.)
3.
a) Volkan bu
davasını Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış ise, Fatih davanın bu
mahkemede görülmesine engel olabilir mi? Olabilirse nasıl? Fatih’in bu
başvurusu üzerine mahkeme nasıl bir karar vermelidir? Bu kararın niteliği
nedir? (5p.)
b) Mahkemenin
bu kararına karşı Volkan nasıl bir yol izleyebilir? (5p.)
4. Fatih davada iddia edilen
alacağın 30.000 TL’sini ödediğini, geri kalan 20.000 TL içinse 6 ay mühleti
olduğunu ispat etmek için, Volkan ile
aralarında geçen ve Volkan’ın yukarıda belirtilen ifadeleri içeren telefon
kaydına dayanabilir mi? Neden? Dayanabilir ise nasıl? (10p.)
5. Mahkeme dava neticesinde
Fatih’i 20.000 TL ödemeye mahkum etmiş, bu karara karşı yalnız Fatih kanun
yoluna başvurmuştur. Kanun yolu incelemesini yapan merci, Volkan’ın alacağının
50.000 TL olması gerektiğini belirtip kararı bozmuştur. Bu kararı
değerlendiriniz. (10p.)
Başarılar Dilerim.
Doç. Dr. İbrahim ERCAN
OLAY I:
1.
İşçi ile
işveren arasında iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan doğan her türlü hak
iddialarından doğan davalar iş davalarıdır. İş davaları iş mahkemesi görülmek
zorundadır (5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 1) (3). Buna göre somut uyuşmazlığımızda işçi İsmail,
İşvereni Emrah ile arasındaki uyuşmazlığın çözümü için açacağı davayı iş
mahkemesinde açmak zorundadır(2).
2.
HMK m.
316/I/d gereğince iş ilişkisinden doğan davalar basit yargılama usulüne tabi
davalardır. Diğer bir ifadeyle İş Mahkemesinde görülecek davalara basit
yargılama usulü uygulanacaktır(3). HMK m. 319’a göre ise basit yargılama usulüne tabi
davalarda iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı dava açılması ile
başlayacaktır(4). Buna göre somut olayımızda açılacak dava İş
Mahkemesinde görüleceği için bu davaya basit yargılama usulü uygulanacaktır.
Olayda davacı cevap dilekçesi kendisine tebliğ edildikten sonra kural olarak
dava dilekçesindeki iddiasına yeni bir iddia ekleyemeyecektir. Çünkü onun
açısından davanın açılamasıyla birlikte iddiayı genişletme yasağı başlamıştır.
Tüm bu durumlar karşısında mahkemenin davacının ileri sürdüğü talebi Emrah’ın
açık rızası olmadığı için dikkate alamaması (reddetmesi) gerekir(3).
3.
Basit
yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan
dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılamaz (HMK m. 320/IV). Buna göre
basit yargılama usulüne tabi davalarda dosyanın işlemden kaldırılmasına karar
verilmiş ve bunun devamında dosyanın işlemden kaldırılmasını takiben üç ay
içinde verilecek bir dilekçe ile dosya yenilenebilir(2) (HMK m. 150/IV). Basit yargılama usulüne tabi davalarda
bu şekilde yenileme işlemi yapıldıktan sonra bir kez daha takipsiz bırakılırsa
artık dosyanın işlemden kaldırılmasına değil davanın açılmamış sayılmasına
karar verilir(2). Dolayısıyla somut olayımızda basit yargılama usulüne
tabi dava bir kez takipsiz bırakıldıktan sonra yenilenmiştir. Bunun bir kez
daha takipsiz bırakılmışsa atık dava açılmamış sayılacağı için İsmail’in
yenileme dilekçesi mahkeme tarafından reddedilecektir(1).
Asliye hukuk mahkemesinde görülen davalar yazlı
yargılama usulüne tabi olacaktır. Yazılı yargılama usulüne tabi davalarda ise
bir kere işlemden kaldırılmış olan dosya bu yenilemeden sonra bir kere daha
yenilenebilir ancak ikinci bir kere daha yenilenemez (HMK m. 150/VI). Daha açık
bir ifadeyle yazılı yargılama usulünde yenileme dilekçesi iki kere verilebilir.
Üçüncü kez verilemez(3). Buna göre bu dava asliye hukuk mahkemesinde
açılabiliyor olsaydı davaya yazılı yargılama usulü uygulanacaktı ve davacı
İsmail ikinci kez de davayı yenileme talebinde bulunabilecekti(2).
- a. Dava devam
ederken taraflardan birinin ölmesi halinde davanın devam edip edemeyeceği
davanın konusuna göre belirlenir. Mirasçılara geçmeyen haklara ilişkin
davalar kural olarak (istisnası MK m. 181) konusuz kalır. Mirasçıları
ilgilendiren, yani mirasçıların malvarlığını etkileyen davalar tarafın
ölümü ile konusuz kalmaz. Çünkü bunlar malvarlığına ilişkindir(3).
Buna göre somut olayımızdaki dava mal varlığına ilişkin bir davadır. Bu
dava davalı Emrah’ın ölümü ile konusuz kalmayacak ve davaya ihtiyari dava
arkadaşı olan mirasçılarına karşı devam edilecektir(1).
Bu noktada hakimin HMK m. 55 hükümlerine göre murisin ölümü halinde
mirasçıların mirası kabul veya reddetmemeleri halinde kanunda belirtilen
süreler (MK’daki 3 aylık red süresi) geçene kadar davayı ertelemesi
gerekir(1).
b. Murisin
mirasçılarına geçebilen mal varlığı üzerinde mirasçıların birlikte hareket
etmesi gerekir. Manevi tazminat istemi, miras bırakan tarafından ileri
sürülmedikçe mirasçılara geçmez(6). Buna göre somut olaydan anlaşıldığı kadarıyla Muris
Emrah tarafından henüz daha dava konusu edilmemiş olan manevi tazminat istemi
Musa tarafından dava konusu edilemeyecektir(4).
c. Davanın
açıldığı tarihte alacağın miktarının veya değerinin tam olarak
belirlenebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği yahut imkansız olduğu hallerde,
alacaklının hukuki ilişki ile asgari bir miktar ya da değer belirterek açtığı
davaya belirsiz alacak davası denir. Buna göre belirsiz alacak ve tespit
davasından bahsedebilmek için dava konusunun tam olarak belirlenebilmesinin
imkansız olması gerekir(2). Bu çerçevede yapılacak değerlendirme ışığında eğer dava
konusunun para alacağı olduğu manevi tazminat davalarında ileride ortaya çıkma
ihtimali olan yani dava anında taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belli
olmayan bir manevi zarar var ise belirsiz alacak davası açılabilecektir(3).
(Buna karşılık manevi tazminat taleplerinin
bölünmeyeceği ve dava anında belirli olacağı yıllardan beri devam eden bir
diğer tartışmadır. Şayet bu şekilde yapılan bir değerlendirme söz konusu olursa
ve dava konusu manevi zararın belirsizliğinden bahsedilemeyecektir denilirse
artık belirsiz alacak davasının açılabilmesi söz konusu olamayacaktır).
5.
HMK Geçici 3.
maddeye göre 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun
geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama
tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin
uygulanmasına devam olunacaktır(2). Bu çerçevede yapılacak değerlendirmeye göre somut
olayda dava konusunun 7500 TL olduğu tespit edilmelidir. Bu talep üzerinde
açılan dava sonucunda verilen karar üzerine İsmail 6500 TL alacak elde
etmiştir. Buna karşı İsmail’in 1000 TL’lik talebi reddedilmiştir. 2012 yılı
için Temyiz sınırı ise 1690 TL’dir. Buna göre İsmail reddedilen talebi 1000 TL
için Emrah ise mahkum olduğu 6500 TL için temyize başvurmak isteyecektir(2). Bu sonuç
ışığında Emrah’ın talebi bu sınırın üzerinde olduğu için temyiz yoluna
başvurabilecektir(1). Buna karşılık
İsmail’in talebi temyiz sınırı olan 1690 TL’nin altında kaldığı için İsmail
temyiz yoluna başvuramayacaktır(1). Ancak İsmail Emrah’ın temyiz başvurusu üzerine
katılma yoluyla temyiz yoluna başvurabilecektir. Zira katılma yoluyla temyiz dilekçesi
kendisine tebliğ edilen taraf temyize başvurma hakkı olmasa bile, cevap
dilekçesiyle kendine özgü nedenler ileri sürerek temyiz yoluna başvurabilecektir. (1) Söz konusu dava
iş mahkemesinde görüleceği için, iş mahkemesi kararlarına karşı tefhimden
itibaren 8 gün içinde temyiz yoluna başvurulabilecektir. Buna göre 13.08.2012
tarihine kadar kanun yoluna başvurulabilecektir(2). Her ne kadar bu tarih adli tatil içerisinde olsa söz
konusu davaya adli tatilde de bakılacağı için bu süre zarfında temyize
başvurulmalıdır(1).
OLAY II
1.Olayımızda İzmir’de kereste işi ile uğraşan Volkan ile Ankara’da
mobilya üretim ve ticareti yapan Fatih arasında 50.000 TL’lik bir dava söz
konusudur. Burada davanın iki tarafının tacir olması ve dava konusu
uyuşmazlığın iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması sebebiyle bir nispi
ticari dava söz konusudur(3). Ticari davalar HMK yürürlüğe girdikten sonra miktar
ve değerine bakılmaksızın Asliye Ticaret mahkemesinde görülecektir. Bu sebeple
bu davada görevli mahkeme Asliye Ticaret mahkemesidir(2).
2.HMK m. 17 gereğince Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında
doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla
mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Yine HMK m. 18/II’ye göre ise Yetki
sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın
kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili
kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır(3).
Somut olayımızda taraflar aralarındaki yetki
sözleşmesini sözlü olarak yapmışlardır. Bu şartlar altında yapılan yetki
sözleşmesi HMK m. 18/II gereğince geçerli olmayacaktır. Buna göre somut olayda
yetki kuralı genel kurallara göre belirlenecektir(2). Taraflar arasındaki uyuşmazlık bir sözleşmeye
dayandığı için HMK m. 10 gereğince sözleşmenin ifa edileceği yerde ve bu yetki
kuralı kesin yetki kuralı olmadığı için genel yetkili mahkeme olan davalının
yerleşim yeri mahkemesinde de dava açılabilecektir(2). Bu davada genel yetkili mahkeme davalı Fatih’in
yerleşim yeri olan Ankara’da (olaydan anlaşıldığı kadarıyla) açabilecektir(1). HMK m. 10
gereğince sözleşmenin ifa edileceği yer ise olaydan anlaşılmamaktadır. Buna
göre BK m. 73/I/1 gereğince (1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girecek yeni Borçlar
Kanunu yürürlüğe girmediği için) ortada para borcu olduğu için alacaklının
yerleşim yerinde ifası gerekir. Buna göre alacaklı Volkan’ın yerleşim yeri olan
İzmir’de bu kural gereğince dava açılabilecektir(2).
3.a. Ayrı bir asliye ticaret mahkemesi olan yerlerde asliye hukuk
mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasında iş bölümü ilişkisi vardır.
Ancak bu iş bölümü ilişkisi diğer iş bölümü ilişkilerinden iki bakımdan
farklıdır. Bunlar; bu iş bölümü ilişkisi kanuna dayanmaktadır ve taraflar kural
olarak iş bölümü itirazında bulunamamalarına rağmen, buradaki iş bölümüne ilk
itiraz şeklinde itirazda bulunabilirler(2). İş bölümü itirazı ile davanın asliye hukuk mahkemesi
ile asliye ticaret mahkemesi arasında devri sağlanabilir. İş bölümü itirazının
reddi kararı nihai bir karar olmadığı için tek başına kanun yoluna götürülemez.
İş bölümü itirazının reddi kararının yanlış olması tek başına esas hükmün
bozulması için yeterli değildir. İş bölümü itirazını inceleyen mahkeme bu
itirazı yerinde görürse gönderme kararı verir. Gönderme kararı nihai bir
karardır(2).
Buna göre somut olayımızda Fatih bu davanın Asliye
hukuk mahkemesinde görülmesine engel olabilmek için ilk itiraz şeklinde iş
bölümü itirazı yapabilir. Bu itiraz üzerine Asliye hukuk mahkemesinin iş bölümü
itirazını kabul ederek gönderme kararı vermesi gerekir(1).
b. Bu karar üzerine Fatih süresi içinde kanun yoluna
başvurmamışsa kararın kesinleşmesinden itibaren, kanun yoluna başvurmuşsa
başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde kararı veren
mahkemeye (Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesine) başvurarak, dava dosyasının
görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmelidir (HMK m. 20). Bu
karara gönderme kararı denir(3). Gönderme kararı diğer nihai kararlardan farklı
olarak tek başına kanun yoluna götürülemez. Gönderme kararı esas hükümle
birlikte kanun yoluna götürülebilir. Ancak gönderme kararının yanlış olması tek
başına esas hükmün bozulması için yeterli değildir(2).
4. HMK madde 193/II’ye göre hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan
delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaması
gerekir. Bununla birlikte yine 193. madde ile bir vakıanın ispatı için
gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verileceği düzenleme
altına alınmıştır. Buna göre somut olayda adı geçen telefon konuşmaları hukuka
aykırı yollardan elde edilmişse bunun delil olarak kullanılamaması gerekir(5). Eğer bu telefon
konuşması hukuka uygun yollardan elde edilmişse HMK m. 199 gereğince belge
niteliğinde olacaktır. Söz konusu belge HMK m. 202 uyarınca delil başlangıcı
olarak değerlendirilecektir. Buna paralel olarak somut uyuşmazlığın kesin
delillerle çözümünün gerektiği düşünüldüğünde delil başlangıcı olan ses kaydı
HMK 202/I gereğince tanık delili ile birlikte senetle ispat zorunluluğu bulunan
hallerde delil olarak değerlendirilebilecektir(5).
5. Bir hüküm davanın taraflarından yalnız biri tarafından temyiz edilirse
Yargıtay, temyiz edilen hükmü temyiz eden aleyhine bozamaz. Buna aleyhe bozma
yasağı denir(4). Aleyhe bozma yasağının istisnaları; dava şartları,
kamu düzenini ilgilendiren hususlar, yürürlüğe girmiş yeni bir kanun, içtihadı
birleştirme kararı ve Yargıtay’a göre Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının
varlığıdır(3).
Buna göre somut olayda ilk derece mahkemesi kararının yalnızca Fatih tarafından
temyiz edilmesi halinde Yargıtay’ın aleyhe bozma yasağına aykırı olarak 20.000
TL’ ödemeyi 50.000 TL’ye çıkarması söz konusu olamayacaktır(3).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder